En Son Yazılar

Okuma Notları… #2 Alemdağ’da Var Bir Yılan

Atikali
Ne güzel bir semt ismi: Atikali. Semtin kendi güzel mi bilmiyorum, yaşayanlar bilir,  benim birkaç kere içinden geçmişliğim var. Bu durumda içinden geçilebilir bir semt olduğunu söyleyebilirim herhalde. Sait de, hikayede şoförün biri ona seslenince, gider miyim Atikali’ye gecenin bu saatinde, diyerek retorik de olsa bir kuşku duyuyor önce. Sonra iyi ki gidiyor da güzel bir hikaye okuyoruz sayesinde. Atikali, Fatih’te, Balat’la komşu, turşucusuyla meşhur bir mahalle şimdi. Semte muhtemelen adını veren Bosnalı Atik Ali Paşa ise İkinci Beyazıt’ın sadrazamıydı vaktiyle. Burcu yengeçti.

Avrupa’da Gece Maçları
Bırak Sait Faik’i, benim çocukluğumda dahi gece maçları Avrupa’da olurdu. Türkiye’deki ilk gece maçı 1954’te Ankara’da yapılmış olsa da, batılı anlamdaki gece maçları için doksanların başına dek bekledik. (İlk gece derbisi 1993’te, Fenerbahçe- Galatasaray.) Bizim takımların Avrupa’da gece maçları olduğunda, takım ayırmadan televizyonun karşısına geçerdik. O yıllarda eleme esasıyla oynanan turlar vardı. Takımlarımız genelde ikinci turdan ötesini göremediğinden bu Avrupa maçları çok değerli olurdu. Galatasaray’ın 1989’daki meşhur Monaco eşleşmesinde, Fransa’daki ilk maçta, oturduğumuz mahallede elektrikler kesilmişti de, komşumuz apartmandaki herkesi (evet herkesi) gecenin bir vakti minibüsüyle başka bir semtteki atölyesine maç izlemeye götürmüştü. Bazen de radyodan dinlerdik bu maçları: Fenerbahçe’nin Bordeaux zaferi ve Trabzonspor’un Barcelona hezimeti hâlâ kulaklarımdadır. Ve bir de maçı anlatanların sanki telefondaymış gibi hafif mekanik-dijital, hafif derinden, ötelerden gelen ama bizi havaya sokan ve bir Avrupa maçı izlediğimizi hissettiren kendine has sesleri. Kimi maçları telefondan anlatırlardı sahiden de. Yayın kopup da size Ankara stüdyolarından yardımcı olmaya çalışacağım, diyen o soğuk, heyecansız, boş oda yankılı sesi duyduğumuzda aradaki farkı anlardık.

Kirazlı Mescit Sokağı / Münir Paşa Konağı
Süleymaniye mahallesinin en güzel sokağıdır. İstanbul Üniversitesinin öğrencileri bu sokağı, iyi bilirler. Veznecilerden Süleymaniye’ye doğru, içeri girip, o tek kemeri ve hemen altındaki yeşil türbe ile bitişiğindeki kalaycıyı geçtikten sonra daracık beş yolun birleştiği, çukura benzeyen bir kavşağa varırsınız. Tam karşınızdaki yol eski bir çeşmeyle ikiye ayrılır. Soldan Kirazlımescit sokağına devam edersiniz. Vaktiyle Sait Faik’in oturduğu sokak işte burasıdır. Şimdi fotokopiciler, öğrenci kafeleri ve ufak tekstil atölyeleri, depoları sıralanır. Aynı hikayede bahsi geçen, şimdilerde yanmış bitmiş kül olmuş Münir Paşa Konağı ise biraz daha uzakta, Şehzadebaşı’nda, günümüzde İstanbul Belediyesinin yükseldiği alandaydı. Bu konak o yıllarda İstanbul Erkek Lisesi tarafından kullanılıyordu ve Sait Faik öğrencilik hayatının bir kısmını, bir disiplin suçundan atılana dek burada geçirmişti.

Kopya Presi
Sait Faik detay vermemiş olsa da hikayede geçen yazıhanedeki kopya presi, teksir makinesinden de önce evrakları kopyalamak için kullanılan ve elle çalışan bir pres makinesiydi. Genelde noterlerde veya hukuk bürolarında, gelen mektupları ya da matbu defterlerle işlenen kayıtları kopyalamak için kullanılırdı. Kopyalanacak sayfanın önüne ve arkasına, diğer sayfaları korumak için yağlı kağıt, üstüne ise kopyanın yapılacağı nemlendirilmiş pelür kağıt konulurdu. Sonra kağıtlar bu düzende pres mekanizmasının içine yerleştirilir ve üstteki manivela çevrilerek sıkıştırıldı. Bu sayede sayfadaki mürekkep elbette ters olarak pelür kağıda geçer ama pelür kağıt çok ince olduğu için diğer taraftan düz olarak okunabilirdi.

Sirkeci’nin Otelleri
Otel deyince,  hele de Sirkeci’de, benim kulaklar dikildi tabii. İletişim Yayınlarından çıkan romanım Duman Otel‘de böyle bir oteli anlatmıştım çünkü. Hoş, Duman Otel’i, Alemdağ’da Var Bir Yılan’ı okumadan önce yazmıştım elbette ama Sirkeci’nin konumu itibariyle, pek çok otelin bulunduğu  bir yer olduğunu biliyordum. Şimdi de öyle sayılır ama günümüzdeki oteller Gülhane tarafında ve hepsi de turistik oteller. Vaktiyle Sirkeci, özellikle garıyla İstanbul’un giriş noktalarından biriydi. O yüzden, İstanbul’a bilhassa çalışmaya gelen fakir fukaranın kaldığı ucuz ve köhne otellerle doluydu.

Mareşal Tito’yu Londra’da Vurdular
Josip Broz, ya da bilinen lakabı ile Tito, Yugoslavya’nın devlet başkanıydı. 1952 ile 1980 yılları arasında görev yaptı, görevi başında öldü. 17 Mart 1953’te Tito, İngiltere’ye tarihi bir ziyarette bulunmuştu. Bu, Soğuk Savaş döneminde, dünya ikiye bölünmüş iken, diğer taraftan bir ülke başkanının, komünist bir liderin batılı bir ülkeyi ilk ziyaretiydi. Ancak Tito Stalin’in politikalarını açıkça eleştiriyordu ve ortalıkta Stalin’in emriyle Sovyet ajanlarının Tito’ya suikast düzenleyeceği söylentileri vardı. Bu nedenle ziyaret, olağanüstü güvenlik önlemleri eşliğinde gerçekleşmişti. Ancak herhangi bir vukuat olmadı ve Tito ziyaretini tamamlayıp sağ salim ülkesine döndü. Anlaşılan, hikayede de dediği gibi Mareşal Tito’nun Londra’da vurulduğu haberi uydurma bir haberdi.

Bafra
Sigarası. Daha doğru bir deyişle cigarası. Yabancı sigaraların ülkeye serbestçe giremediği yokluk yıllarında yaygın olan sigaralar Maltepe ve Samsun iken Bafra, muadili Birinci ile birlikte uygun fiyatı ve kolay bulunabilirliği ile dar bütçelilerin sigarasıydı. Filtresi kötü bir koku yaptığından filtresiz  olanı makbuldü. Ya da belki sadece filtresiz üretiliyordu, bilemiyorum. Paketinin neye benzediğini hayal meyal hatırlasam da ben o döneme yetişemedim.

Kendini Tanı
Tıpkı Sokrates gibi “domuzuna” hümanist olan Sait Faik’in hikayesinde tekrarladığı Sokratik bir önerme. Her ne kadar aslen Atina’daki delfi tapınağında yazan bir öğüt olsa da artık bu öğüdü sık sık dile getiren Sokrates’le özdeşleştirilmiştir. Sokrates’e göre bilgi bütün ahlaklı davranışların temel kaynağıdır. Ona göre, “daimon” adını verdiği bir iç ses insana doğruyu buldurtur. Doğru yoldan saptığında onu uyarır. İşte bu, kendini tanımak, kendini bilmektir. Bilginin içeriği iyiden ibarettir. İyiyi bilen doğruyu da bilir. İnsan ruhu iyinin peşinden koştukça gelişip serpilir ve  adil, anlayışlı ve cesur olur. Yeri gelir, baldıran zehrini gözünü kırpmadan içer.

Reklamlar
Bülent Çallı hakkında ()
Bülent Çallı, 1974 yılında Almanya’nın Bruchsal kentinde doğdu. İletişim Yayınları tarafından ilk romanı "Simsiyah" 2015’te, ikinci romanı "Duman Otel" ise Mart 2017’de yayımlandı. Hikaye ve yazıları, İletişim Yayınları Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi, Fitbol Dergisi, Öykülem, Altzine, Yol ve Tezgah gibi dergi ve yayınlarda yer aldı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: