En Son Yazılar

Okuma Notları… #1 Tragedyanın Doğuşu

Friedrich Nietzsche – Tragedyanın Doğuşu

Maya Perdesi: Maya perdesine aldanmış insan. Nietzsche, Schopenhauer’in, dünyanın ona göründüğü halinin gerçek olduğuna gönül rahatlığı ile inanmış insanı tarif ederken kullandığı bu ifadeyi Yunan tanrısı Apollon’a yakıştırıyor. Ne demişti Schopenhauer: “Dağlar gibi dalgaların dört bir yana doğru, uğultuyla yükseldiği ve indiği azgın bir denizde, bir gemici, bir sandalın içinde, güçsüz teknesine güvenerek nasıl oturursa, yalnız insan da böyle sakince oturur, bir acılar dünyasının ortasında…”  Schopenhauer, insanın bu rahatlığına principium individuationis der, yani bireyleşme ilkesi. Ona göre Kant’taki görünüş ve işte bu Maya perdesi, bireyleşme ilkesiyle aynı şeydir.  Maya perdesi, Hindu mitolojisinde nesneler dünyasının hakikatini örten bir örtüdür. Bu perde sayesinde gerçek, insana olduğundan daha farklı görünür. Hakikat, zihin tarafından kavranabilir duruma geldiğinde bu perde ortadan kalkar.

Gövermek: Daha önce duymadığım, duyduysam da hafızama almadığım Türkçe bir kelime. Fiil. Bitkilerin yeşererek büyümesi, gök renginin alması anlamına geliyor. Kitapta şöyle geçiyor: “Lirik deha, mistik kendinden vazgeçme ve birlik durumundan, heykeltıraşın ve epik şairin dünyasınınkinden bambaşka bir renge, nedenselliğe ve hıza sahip bir imgeler ve benzetmeler dünyasının göverdiğini duyumsar.”

Seyirci Kitlesi: Nietzsche, tragedyayı ele alırken, oyunla seyirci arasındaki ilişkiyi de sayfalar boyunca irdeliyor. Bu esnada, bir yazar olarak kendime pay da çıkardığım, şöyle bir önermesi var:  “…”seyirci kitlesi” yalnızca bir sözcüktür ve kesinlikle türdeş ve kendi içinde tutarlı bir büyüklük değildir.”  John Steinbeck’te de aynı uyarı var: “Okuyucu kitlesi dediğimiz şey tek bir okuyucudan ibarettir.” Kendisine ait olduklarına inansa dahi, bir okuyucu kitlesini düşünerek yazmak, yazarın, onu kendisi yapan bütün var olma imkânlarını ve şahsına ait bütün imtiyazları terk ettiği anlamına gelir. Bu sanatçıda, yaratan iradenin ölümüdür. Yazar- okuyucu hiyerarşisinde, “yeteneği ve niyeti doğrultusunda” direksiyonu ele almaya karar verip, kendisini bu şekilde konumlandıran bir aklın, ipleri sonradan, var olduğuna inandığı başka bir iradeye teslim etmesinde matematiksel bir bozukluk da yok mudur? Nietzsche şöyle diyor: “Sanatçının neden, gücünü yalnızca sayısından alan bir kuvvete uyum sağlamak gibi bir yükümlülüğü olsun ki?”

Euripides’e yazmakta Sokrates’in yardım etmesi:  Nietzsche, Euripides’in tragedyasını sokratik bir felsefe ve estetik üzerine oturtmaya çalışırken ( estetik sokratesçilik: her şeyin güzel olması için akla uygun olması gerekir ) zamanında Diogenes Laertios’un dillendirdiği bir gıybeti bize yetiştirmekten de geri durmuyor. Diogenes Laertios, M.Ö.3. yüzyılda yaşamış bir yazardı ve antik çağ filozofları hakkında bildiğimiz pek çok şeyi, günümüze kalmayı başarmış eseri “Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri” sayesinde öğrendik. Bu kitapta Diogenes Laertios, Sokrates’in Euripides’in eserlerini tamamladığını veya bizzat yazdığını ima eden bazı Atina sokak söylentilerini yazmış: “Euripides için bol gevezelik ve bilgiçlikle dolu tragedyaları yazan işte bu adam”

Sokrates’in kendisine ölüm cezası verilmesini bizzat sağlaması: Nietzsche’den cüretkâr ve enteresan bir iddia. Ona göre Sokrates için ön görülen ceza sürgün cezasıydı. Sınır dışı edilecekti. Ama Nietzsche’ye göre bizzat Sokrates, Yunan gençliğinin gönlüne daha önce hiç görülmemiş bir ideali, ölmek üzere olan, hakikat karşılığında öldürülmüş Sokrates’i verebilmek için “tam bir netlik içinde ve ölüm karşısında doğal bir korku duymadan,” cezanın ölüm cezasına çevrilmesini sağladı ve baldıran otu zehrini de bizzat kendi elleriyle içti. Bu bana Woody Allen’ı anımsattı: “O’Rouke’un orada bir bira içerken olanların bir muhasebesini yapmaya çalıştım. İşler karışıktı. Sokrates intihar etmişti… Ya da öyle olduğunu söylüyorlardı. İsa öldürülmüştü. Nietzsche ise delirmişti. Eğer yukarıda biri varsa bile kimsenin bunu bilmesini istemiyor gibiydi.”

Christian Fürchtegott Gellert: Nietzsche’nin kitabında paylaştığı bir alıntı sebebiyle tanıdığım, La Fontaine tarzı, didaktik fablları ile ünlü Alman şair. Alman edebiyatının altın çağının önemli isimlerinden bir tanesiymiş, 1715-1769 yılları arasında yaşamış ve “aydınlanmanın erdem idealini” savunmuş. Beni buradan yakaladı:  “Görüyorsun bende, neye yaradığını, pek de anlama yetisi bulunmayan birine, hakikati bir imge aracılığıyla söylemenin.”

Platon’un şiirlerini yakması: Nietzsche’nin yine Diogenes Laertios’a dayandırdığı bir gıybet. Bildiğimiz üzere Platon eserlerinde trajik sanatı, yararlı olanı değil hoş olanı sergileyen “yaltakçı” sanatlardan saydı. Ona göre bu tür sanatların en büyük günahı bir görünüş imgesinin taklidi olmaları yani “görgül bir dünyadan daha alt bir alana ait” olmalarıydı. Devlet adlı eserinde Platon, sanatçıları yönetim düzeninden kovalamıştı. Oysa söylentiye göre, Platon da bir tragedya şairi olmak istiyordu. Diogenes Laertios’un aktardığına göre, yirmi yaşında, Dionysos tiyatrosunun önünde, bir tragedya yarışmasına katılmak üzereyken, Sokrates’in onu çağıran sesini duydu ve bütün şiirlerini yaktı.

Sokrates, müzikle uğraş!: Platon’un şiirlerini yakmasını bahsinde anlattığım üzere, Platon gibi Sokrates de trajik sanatları ve o sanatların bir dalı olan müziği küçümsüyordu. Ancak Platon’un Sokrates’in Savunması adlı eserinin son bölümü olarak da yayımlanan Phaidon adlı diyaloğunda Sokrates’in bir düşü aktarılıyor. (Nietzsche de buna işaret ediyor.) Bu düşünde Sokrates’e müzikle uğraşması emrediliyor. Sokrates ise müziklerin, ahenklerin içinde en üstün olanın felsefe olduğunu düşünüp bu rüyayı şu an yaptığın şeyi yapmaya devam et türünden bir teşvik olarak algılıyor. Ancak rüyalar devam ettikçe ve ölüm cezasının halkın kutladığı bir tanrı bayramı yüzünden ertelenmesi üzerine, tanrının isteğinin onun, Nietzsche’nin deyimiyle “küçümsediği”  (adi ve popüler olan) halk müziği ile ilgilenmesi olduğunu anlıyor. Zindandaki son günlerini, zamanında Platon’a yaktırdığı türden, şiirler yazarak geçiriyor. “Hatta belki de sanat, bilimin zorunlu bir bağlılaşığı ve ilavesi midir?”

Mystagog: Bu kitaptan öğrendiğim, bilmesi hoş bir kelime. Mystagogos ya da mystagogue şeklinde de yazılıyor. Yunanca kökenli bir kelime olan mystagog, gizli cemiyetlere katılan kişilere gizemli bilgileri aktarmakla görevli kişi anlamına geliyor. Max Weber’e göre mystagoglar yarı kâhin yarı büyücü kimselerdi ve içinde kurtuluşun nimetlerini de içeren bir takım büyülü eylemler gerçekleştirirlerdi. Metodolojik sosyolojinin kurucusu Weber’in neden böyle mistik sularda yüzdüğünü şimdilik bilmiyorum, belki de bir anti pozitivist olduğu içindir.

Anatomik maketten duyulan haz: Nietzsche bu benzetmeyi görünüşün genel olan üzerindeki zaferini betimlerken kullanıyor. İlkokulda bir münazara içindi herhalde, benim de içinde bulunduğum ekibe bir anatomik maket emanet edilmişti. Bir geceliğine evimize götürmüştük. Bizim eve gitmemişti gerçi ama teneffüslerde ve okul çıkışında onunla bir oyuncak gibi oynama şansımız olmuştu. Midenin aynına bir çengelle asılan ve bir süre sallanan karaciğer, yuvalarına oturtmak için sıkıca bastırmanız gereken bembeyaz akciğerler, içinde bulunduğu kâseden (üstü açık yarım kafa) çıkartması zevkli, kıvır kıvır ve pespembe beyin ve benim en sevdiğim, kirli ve temiz damarları, et rengindeki dokusu ve gerçekçi yağ kitleleri detayıyla, kalp!  Nietzsche’nin bahsettiği o hazzı onu okumadan çok ama çok önce tatmıştım ben.

Reklamlar
Bülent Çallı hakkında ()
Bülent Çallı, 1974 yılında Almanya’nın Bruchsal kentinde doğdu. İletişim Yayınları tarafından ilk romanı "Simsiyah" 2015’te, ikinci romanı "Duman Otel" ise Mart 2017’de yayımlandı. Hikaye ve yazıları, İletişim Yayınları Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi, Fitbol Dergisi, Öykülem, Altzine, Yol ve Tezgah gibi dergi ve yayınlarda yer aldı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: