En Son Yazılar

Susmayan Karanlık Özgürleşen İrade

Gizem Güner’in KitapEki’nde yayınlanan “Duman Otel” yazısı. Bu değerli yazıyı arşivimde bulundurmak için buradan da paylaşıyorum. Yazının KitapEki’ndeki sayfası için: http://kitapeki.com/susmayan-karanlik-ozgurlesen-irade/

Susmayan Karanlık Özgürleşen İrade

lent ÇallıDuman Otel’de kurtulmak istenen bir hesaplaşmanın, geçmişteki İstanbul’dan, Duman Otel’de olanlardan ve en çok da Galip Işık’tan sıyrılamayan Emin’in hikâyesini anlatıyor.

Tanrı’nın mutlak varlığı, iyiliği, kusursuzluğu ve gücü temele alındığında kötülüğün varlığı için haklı bir sebep bulabilir miyiz? Kötülük vardır. O halde Tanrı yok mu? Ya da Tanrı var, Tanrı’nın kötülüğü yok etmeye gücü de var ama bize, özgür iradeye sahip varlıklara, başka bir fırsat mı sunmakta? Özgür irade kötülük olmadan olmazsa, Tanrı kötülüklere özgür irademizi kullanabilelim diye izin mi verir? Yani seçimlerimizin iyi sonuçlarına ulaşabilmek, rahatlayabilmek için mi aynı zamanda sırtımıza binen, elimize, adımlarımıza, zihnimize bulaşan kötülükler? Tuhaf… Uzun soluklu felsefe yolcuğuna devam etmekte olan kötülük problemi tartışmaları bir ağacı diri tutan kök misali güçlü duruyor Duman Otelde. Elbet biz de payımızı alıyoruz bu ziyaretten.

Duman Otel’i okurken eski yapısını neredeyse tamamıyla yitirmiş Sultanahmet ve çevresinde kimi zaman rüzgârla karışık bir yağmurla kimi zaman bileğe kadar karla dolaşıyoruz. Bu gezintide ana karakterin, Sultanahmet’te bir otelde resepsiyonist olarak çalışan Emin’in payı büyük. Emin geceleri çalışıyor otelde, karanlık ve sessizlik çökmüşken. Geceleri tüm otel onun sanki. Ah, bir de fare Hakikat var. Bir türlü kimsenin yakalayamadığı, herkesten önce her yere giren, Emin ile sıkı paylaşımları olan Hakikat. Bazen belli aralıklarla bir korku beliriyor Emin’in içinde, böyle zamanlarda şimşekler çakıyor kafasında. Nadir, aydınlık bir an. Bıkıyor sürekli gecenin karanlığında siyah çuvalın içindeki yükle Sarayburnu’na gelmekten ve onu atıp, tekrar başa dönmekten. Bunu yapmaktan başka seçeneği yok gibi. Emin’de kayıp olanı, gülüşüyle onu eriten Nurdan’ın kayıp kocasını bulma arzusu da var, besleniyor bu vakitlerde ondan. Gecenin sonunda içinde bir şeyler beliriyor. Gözünün önünden unutup hatırladığı anlar geçiyor ve yine böyle bir gecede tekrar unutacağı tekrar hatırlayacağı şeyler. Aslında hep, güzelliğinin içinde gizem taşıyan, bir anda yitip havaya karışacak toz tanesi gibi olan Nurdan ile birlikte arıyorlar kayıp olanı. Garip bir yol arkadaşlığı onlarınki. Emin Nurdan ile yolculuğunu sürdürürken bir şeyler anımsıyor, dedesinden kalan ve daha sonraları annesiyle babasının işlettiği Duman Otel’i ve Galip Işık’ı. Sürekli ve parça parça… Duman Otel’in hikâyesi işte bu noktada hiddetleniyor. Kayıp olanın peşine düşüldüğünde. Emin’e olanlar; Platon’a göre ruhun ölümsüzlüğünü taşıyan insan için öğrenmek, eskiden bilinen bir şeyi hatırlamak mı yoksa? (anemnesis) Pekâlâ geçmişten hatırladıkları muğlak ve sallantıda anımsamalar. Ortaya çıkan ve yok olan, doğru algılamanın, göreceli gerçekliklerin dünyası ve sürekli olan, asıl gerçekliğin, “idealar”ın dünyası sunuluyor önümüze ustaca. Emin’in dünyası- yaşadığı dünya- da idealar dünyasına benziyor, ondan pay alıyor (metheksis). Duman Otel’de idealar dünyası, pay alma ve anımsama ile Emin ve geçmişi arasındaki bağ karşımızda öylece duruyor, neyin gerçekten var olduğu sorusuna değin, sımsıkı ve dirençli. Yine unutuyordum, Hakikat de bizimle tabii ki.

Büyük bir şevkle, bazen de korkarak devam ettiği yolculuğunda Duman Otel’de geçirdiği çocukluğunu, ailesini ve olanları düşününce içini kemiren şeyi durduramıyor Emin. Karanlığa her seferinde aynı öfkeyle koşuyor. Gözleri, aradığı Nurdan’ı görüyor koridorda. Bir kulağı da Hakikat’in dediklerinde. 204 numaraya ince bir titizlikle hazırlanıyor, yerler, duvarlar zifirî. Herkes sustuğunda siyah çuvalını, Nurdan’ı ve Hakikat’i alıp giriyor içeri. Sonrası… Gerçek mi? Bir tür oyun mu? Yoksa bunları düşünmek manasız, sadece ödenmemiş bir hesabı kapatıp büyük iyiliklere kucak açmak, rahatlamak, kurtulmak mı? Ya da  “ağacın tohumundaki erek misali kendi ereğine göre payına düşeni” almak belki de. Bir ağaç henüz sandal haline gelmemiş olsa da onda sandal olma imkânının gizil halde, kuvve halinde bulunması misali Emin’in varlığı, böyle bir varlığa dönüşmesi, biraz da Platon’un sevgili öğrencisinin öne sürdüğü; bir şeyin gerçeklik ve varlık kazanmasını form kazanmasına, formun o şeyde gerçekleşmiş olmasına bağlama düşüncesi gibi. Emin “olacağı şeyi henüz olmamış, yani henüz kendi ereğine göre form kazanmamış ama bunu kazanma gücüne ya da imkânına sahip”ti. Şimdi değil. Çünkü artık bir şeye dönüştü. Olan oldu. Sonuçta kötülük vardı, demiştik. Duman Otel’ in en etkileyici yanlarından biri, daha önce bahsettiğimiz gibi felsefedeki kötülük problemini okuyucuya Emin karakteri üzerinden sessizce fakat bir o kadar da güçlü bırakması. Öte yandan, kimi insanın yaşamında var olan, kiminin sadece kendine sakladığı kiminin ise hiç fark etmediği sorular ne yüzeyde duruyor ne de çok derinde. Okuyucuya mutlak doğru ya da mutlak yanlışın ötesinde hatta dışında bir yorumlama ve sorgulama penceresi aralıyor sayfalarında. Kendi adıma açılan bu pencereden bakmak, yazarın imgeleme gücü ve akıcı diliyle birlikte daha da keyif verici ve tek nefeslik.

lent ÇallıDuman Otel’de kurtulmak istenen bir hesaplaşmanın, geçmişteki İstanbul’dan, Duman Otel’de olanlardan ve en çok da Galip Işık’tan sıyrılamayan Emin’in hikâyesini anlatıyor. Gerçek ile gerçek dışılığın arasındaki gizli ağın felsefeden örüldüğü roman,  sürükleyici çağrışımları ve anlatımındaki yetkinlik ile bize her kapıyı açan anahtarı, karanlığı, gerçekleşmemiş arzuları, günahları ve dahasını usulca takdim ediyor. Yağmur, fırtına, kar ve uğultular hemen ensenizde, fakat gündelik hayatta karşılaştığınızın dışında, muzip ve hikâyenin kendi içinden betimlemelerle farklı bir atmosferde, farklı bir etki yaratıyor. Bülent Çallı’nın kaleminde, olağanın içinde soluk bulduğu, olağandışının içine incelikle sızıyor. Böyle bir üslup okuyucuyu baştan sona Duman Otel’in coşkulu düşüncelerine itiyor. Karanlıktan başlayarak…

Gizem Güner
Kitap Eki, 18 Nisan 2017

Reklamlar
Bülent Çallı hakkında ()
Bülent Çallı, 1974 yılında Almanya’nın Bruchsal kentinde doğdu. İstanbul Üniversitesinde Siyasal Bilgiler ve daha sonra Felsefe eğitimi aldı. İlk romanı SİMSİYAH, İletişim Yayınları tarafından Temmuz 2015'te yayınlandı. 2016'da İletişim Yayınları'ndan çıkan "Al Da At Dercesine" isimli derlemesinde "Kötü" adlı hikayesiyle yer aldı. Bülent Çallı ve "Simsiyah" İzmir Saint-Joseph lisesinin 2016 yılı "Okuma Günleri" etkinliğine katıldı. Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği'nin (Fabisad) geleneksel GIO ödüllerinde, "Çöp" adlı öyküsü Yayımlanmamış Öykü dalında Başarı Ödülü'ne layık görüldü. İkinci romanı Duman Otel, İletişim Yayınları tarafından Mart 2017'de yayımlandı. Hikaye ve yazıları, İletişim Yayınları Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi, Fitbol Dergisi, Öykülem ve Yol gibi dergi ve yayınlarda yer aldı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: