En Son Yazılar

Kırmızı Köşede Bob Dylan

Bob Dylan’ın çok yönlü bir müzisyen olduğunu herkes bilir. Dylan, Grammy, Oscar, Pulitzer ödülleri derken, edebiyat alanında verilen en saygın ödül olan Nobel’i de geçen yıl evine götürerek, yıldızını bir kez daha parlattı. Bu ödül, bazılarını şaşırtıp, tartışmalar başlatmış olsa da, aslında Bob Dylan, Nobel ödülüne 1996 yılından bu yana sürekli olarak aday gösteriliyordu. Nobel ödülü, Dylan aslen bir edebiyatçı olmasa da, onun şarkı sözlerinde görülen, kimi röportajlarına yansıyan ve bir düşünüre ya da bir şaire yakışan edebi hayat görüşünün tescil edildiği bir sembol oldu. Bu çok yönlülük sadece edebiyatla sınırlı değil, altmışlı yılların ortasında resim dersleri almaya başlayan Dylan’ın kendine ait resimlerden oluşan kataloglar yayınladığını, albüm kapakları çizdiğini ve steampunk tarzında yaptığı metal heykellerden oluşan bir sergi düzenlediğini de biliyoruz. Bu Rönesans adamı sinemadan da uzak duramadı elbette. Bazı belgesel çalışmalarının yanı sıra, 4,5 saatlik deneysel filmi Renaldo & Clara’yı New York sinemalarında gösterime sokmayı başarmıştı. (Filmin deneyselliği, çekilen sahnelerin sayılarla kodlanmalarına, sonra kurgu masasında bu sayıların müziktekine benzeyen bir düzen ve kurallar zinciriyle sıraya dizilmelerine dayanıyordu. Film gösterimde üç hafta kadar kalabildi.) Bütün bunların yanına, Dylan’ın pek bilinmeyen ama en az bu saydıklarımız kadar iddialı olduğu bir başka “uğraşı”sını ekleyeceğiz: Boks.

Uğraşı kelimesini özellikle seçtim, çünkü Bob Dylan için boks bir merak ya da hobi değil, tutkuyla bağlı olduğu bir uğraşı. 1941 doğumlu Bob Dylan, Los Angeles kentinde gözlerden uzak bir boks salonu işletiyor ve bazı ünlü şahsiyetlerle birlikte kendisi de bu salonun sadık ve düzenli bir müşterisi. Biraz da esrarengiz motifler taşıyan bu hikâyeyi, daha sonra geri dönmek kaydıyla bir kenara bırakalım ve öncesinde Bob Dylan’ın müzik kariyeri boyunca boksa gösterdiği ilgiyi kronolojik olarak masaya yatıralım.

bob-dylan-box

Gençliğini ellili ve altmışlı yıllarda geçirmiş bir Amerikalının, özellikle o yıllarda ülkenin temel yapı taşı sporlarından biri olan boksa meraklı olması bizi şaşırtmamalı elbette. Yine de Bob Dylan’ın 2009 yılında Rolling Stones dergisine verdiği bir röportajda boksla arasında kurduğu ilişkinin kişiliği ile olan alakasını daha iyi anlıyoruz. Bob Dylan şöyle diyor: “Ben liseye giderken boks, müfredatın bir parçasıydı. Sonra boksu eğitim sisteminin dışında bıraktılar. Sanırım 1958 falandı. Boks benim için iyiydi çünkü tek başınıza yapabileceğiniz bir şeydi. Bir takımın parçası olmak zorunda falan değildiniz. Ve bu hoşuma gitmişti.”

Bob Dylan, 2004 yılında yayımlanan otobiyografisi Chronicles Volume One’a büyük bir boksörle, Jack Dempsey ile başlar. Yıl 1961. Bob Dylan, New York’ta ünlü plak firması Columbia ile anlaşma yaptıktan sonra, projenin başındaki yapımcı John Hammond tarafından Lou Levy’ye emanet edilmişti. Lou Levy, karlı bir kış gününde Bob Dylan’ı aldı ve taksiyle Pythian Temple’da West 70. Caddeye götürdü. Burada, daha önce Bill Haley’in de kayıt yaptığı küçük bir stüdyoyu gösterdi. Daha sonra Broadway ve 58. Caddenin birleştiği köşede bulunan Jack Dempsey’in meşhur lokantasına gittiler. Lokantada bir masaya oturdular ve Jack Dempsey yanlarına geldi. Dylan, bu büyük boksörle ilk kez tanışıyordu. Jack Dempsey, Dylan’la dövüşecek gibi yumruklarını sıktı. “Ağır sıklet için çok zayıfsın evlat,” dedi. “Biraz kilo alman gerek. Biraz daha iyi giyinmelisin, biraz daha şık görünmelisin. Gerçi ringe çıkınca nasıl giyindiğinin pek önemi olmayacak. Birine çok sert vurmaktan sakın korkma.” Lou Levy araya girdi. “Çocuk boksör değil, Jack. O bir müzisyen. Yakında albümü çıkıyor.”  O zaman Dempsey yumruklarını indirdi. “Öyle mi? Umarım yakında bu şarkıları duyarız. Sana iyi şanslar evlat.”

22 Mart 1963’te Los Angeles’ta tüy sıklet dünya şampiyonluğu unvan maçında, unvanın sahibi Davey Moore, Kübalı- Meksikalı Ultiminio Ramos’un karşısına çıktı. Daha çok “Sugar” (şeker) lakabıyla anılan Ramos’un ringdeki tadı pek acıydı. Kanlı dövüş on raunt sürdü ve sonunda Ramos, Davey Moore’u nakavtla mağlup etti. Maç bitmişti ama Davey Moore ayağa kalkamıyordu. Hastaneye götürdüler. Komaya giren Davey Moore, üç gün sonra hayatını kaybetti. Bu olaydan etkilenen Bob Dylan “Who Killed Davey Moore?” adını verdiği bir şarkı yazdı ve şarkıyı Moore’un ölümünden az bir süre sonra, 12 Nisan 1963’te New York’ta verdiği bir konserde seslendirdi. Şarkıda Bob Dylan, Davey Moore’u kim öldürdü diye soruyor ve bazı karakterleri konuşturarak bir cevap arıyordu. Şarkı boyunca sırasıyla, maçın hakemi, seyirciler, Moore’un menajeri, bahis oynayanlar, basın ve son olarak da Moore’u yıkan Kübalı boksör dile geliyor ve hepsi de sistemin bir parçası olduklarını, üzerlerine düşen rolü oynadıklarını anlatarak suçlu olmadıklarını ifade ediyorlardı. Şarkının herhangi bir stüdyo kaydı yok. 1963’teki konser kaydı ise 2004 yılında yayımlanan The Bootleg Series, Vol 6: Bob Dylan Live 1964 adlı albümde bulunabilir.

“I Shall Be Free #10”, 1964 yılında yayımlanan Another Side Of Bob Dylan adlı albümde yer alan bir şarkıydı. Talkin’ Blues denilen geleneğin bir örneği olan bu parodi şarkıda Bob Dylan, daha çok bir stand-up gösterisini anımsatan bir tarzda konudan konuya atlayarak komik şeylerden bahsediyordu. Bunlardan birinde de o zaman ki adıyla Cassius Clay’e, yani Muhammed Ali’ye sesleniyor ve “üçe kadar sayıcam-ağzını burnunu dağıtıcam” gibisinden bir komedi üslubuyla, ünlü boksöre meydan okuyordu. (Şarkıdaki saymalar 99-100’e kadar gidiyor.)

1-The-Night-of-the-Hurricane-benefit-concert-on-December-8-1975-at-Madison-Square-Garden-where-Muhammad-Ali-visited-Bob-Dylan-backstage-and-gave-him-a-gift-a-huge-boxing-glove.-Ken-Regan

Muhammed Ali ve Bob Dylan’ın yolu 1975 yılında, bir başka boksör vesilesiyle yeniden kesişecekti. Rubin “Fırtına” Carter, orta sıklet boks şampiyonluğu için mücadele etme hakkı kazanmış başarılı ve umut vaat eden bir boksördü. 1966 yılında, New Jersey’de bir lokantada işlenen bir cinayetten suçlu bulundu ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Carter, boks kariyerinden önce, suça ve şiddette meyilli bir gençti, daha önce de hapse girmişliği vardı. Cinayet mahalline yakın bir noktada arabasında gözaltına alındığında, arabada cinayette kullanılana benzer bir tabanca bulunmuştu. Üstelik Rubin Carter siyahtı. Cinayet mahallinde parmak izi alınmadan ve silaha dair bir araştırma dahi yapılmadan yargılandı ve suçlu bulundu. Carter’ın hapisteyken yazdığı ve 1975 yılında yayımlanan otobiyografisi The Sixteenth Round, Bob Dylan’ın ilgisini çekti. Carter’ın suçsuz olduğuna inanan ve daha önemlisi adil yargılanmadığını düşünen Bob Dylan, bu davaya dikkat çekmek ve Carter adına bağış toplamak için New York Madison Square Garden’da “Fırtına’nın Gecesi” adında bir konser verdi. Konserde yer alan Muhammed Ali, Rubin Carter’la sahneden telefonda konuştu. Yardım konserinin bir ikincisi kısa bir süre sonra Houston şehrinde gerçekleştirildi. Rubin Carter’ın adil yargılanmadığına ve sırf siyah olduğu için hapse konulduğuna inanan pek çoklarının içinde, özellikle Muhammed Ali ve Bob Dylan, bu davayı sahiplendiler ve Carter’ın özgürlüğü için çok çalıştılar. Kimi çevreler Bob Dylan’ı saflıkla, Amerikan adalet sisteminin altını kazmakla ve sahip olduğu şöhreti davanın akışını değiştirmek için kullanmakla suçlasa da, 1988 yılında mahkeme Rubin Carter’ın suçsuz olduğuna karar verdi ve Carter tahliye oldu. Asıl katiller asla bulunamadı. 1994 yılında Dünya Boks Konseyi Rubin Carter’a Dünya Orta Sıklet Boks Şampiyonu unvanını verdi. Dylan’ın 1976 yılında çıkan Desire adlı albümünde yer alan şarkı “Hurricane”, Rubin Carter’ın hikâyesini anlatır ve Bob Dylan’ın en tanınmış şarkılarından biridir.

rs-225618-20-with-hurricane-carter

18th Street Coffee House: Los Angeles kentinde, Santa Monica bölgesinde ve adından da anlaşılacağı üzere 18. caddede bulunan bu kafenin sahibi Bob Dylan’dır. Kafe mütevazı mobilyalarla döşenmiş, sıcak ve arkadaş canlısı bir mekândır. Tuğla duvarlarda özenle seçilmiş tablolar dikkat çeker. Elvis Presley ve Marilyn Monroe’nun fotoğraflarının yanı sıra Muhammed Ali, Joe Louis, ve Joe Frazier gibi boks efsanelerinin portreleri de asılıdır. Hoş bir terası vardır ve wi-fi olmadığı gibi kafenin içerisinde cep telefonu ile konuşmak yasaktır. Bu kafenin bodrum katında, Bob Dylan’ın lisanslı boks salonu bulunur. Fakat dışarıda buna dair bir ibare, işaret, tabela ya da yönlendirme göremezsiniz. Çünkü bu salona ancak davetle üye olabilirsiniz. Will Smith veya Sean Penn gibi seçkin üyeler burada boks hocalarından ders alırlar ya da kendi bireysel antrenmanlarına devam ederler. Eski hafif sıklet boks şampiyonu Ray “Boom Boom” Mancini burada Bob Dylan’a boks dersleri vermiş. Mancini, 2013 yılında Boxing.com’a verdiği röportajda, bu mekânı gördüğü en iyi boks salonu olarak anlatıyor. Bob Dylan’la ringde kapıştıkları bir esnada yaşlı müzisyenin ona şöyle söylediğini de aktarıyor. “Hey Ray. Kafama biraz yavaş vur, olur mu? İçinde hâlâ birkaç şarkı kaldı.”

Reklamlar
Bülent Çallı hakkında ()
Bülent Çallı, 1974 yılında Almanya’nın Bruchsal kentinde doğdu. İlk romanı SİMSİYAH, İletişim Yayınları tarafından Temmuz 2015'te yayınlandı. "Kırmızı Gömlek" adlı öyküsü İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2016'da yer aldı. "Kötü" adlı öyküsü Fitbol Dergisi Şubat 2016 sayısında yayınlandı. Aynı hikaye 2016'da İletişim Yayınları'ndan çıkan "Al Da At Dercesine" isimli derlemede de yer aldı. Bülent Çallı ve "Simsiyah" İzmir Saint-Joseph lisesinin 2016 yılı "Okuma Günleri" etkinliğine katıldı. Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği'nin (Fabisad) geleneksel GIO ödüllerinde, "Çöp" adlı öyküsü Yayımlanmamış Öykü dalında Başarı Ödülü'ne layık görüldü. "Babamızın Vasiyeti" adlı öyküsü İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2017'de yer aldı. İkinci romanı Duman Otel, İletişim Yayınları tarafından Mart 2017'de yayımlandı. "Başyapıt" adlı öyküsü Öykülem 08'de yer aldı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: