En Son Yazılar

Kibarca Öldürmek

1974 yılında yazılmış bir romandan, 2008’deki büyük ekonomik kriz esnasında geçecek şekilde uyarlanmış 2012 tarihli bir film hakkında 2017 yılında bir yazı yazıyorum. Zamana üstün gelmiş, zamane olmayı aşmış bir filmden bahsediyoruz belki de. Killing Them Softly’yi 2012’den bu yana çeşitli sebeplerle beş kere izledim. Filmin, ileride, suç filmi klasikleri arasında gösterilmesi beni şaşırtmazdı. Taşıdığı mesajların bir kısmı yerel de olsa evrensel akla hitap eden bir hikayesi ve daha da önemlisi bir anlatım biçemi var. Kaldı ki ABD’yi ilgilendiren meseleler ne kadar yereldir, o da tartışılabilir.

Filmin yönetmeni Andrew Dominik, bir önceki filmi The Assassination of Jesse James by the Coward Robert Ford ile kendini sevdirmişti. Dominik, bir sonraki filmine kaynak olarak George V. Higgins’in 1974 yılında yayımlanan Cogan’s Trade adlı romanını seçmiş. Higgins, bir çok romanı bulunan Bostonlu bir avukat. Andrew Dominik, yazarın pek çok kitabını okumuş ve onun yirmi yıllık avukatlık tecrübesiyle, ele aldığı konulara çok hakim bir yazar oluğunu anlamış. Arkada işleyen mekanik sağlam olunca Cogan’s Trade’in 2008 yılına adapte edilmesi pek zor olmamış. 2008 yılı, başta ABD olmak üzere tüm dünyada ekonomi için kara bir yıldı. Özellikle ABD’de, 1930’lardaki Büyük Bunalım’dan bu yana yaşanan en büyük finansal kriz patlak verdi. 15 Eylül 2008’de yatırım bankası Lehman Brothers’ın iflasının açıklanmasıyla tepe noktasına ulaşan kriz, Kasım ayındaki başkanlık seçimlerini de kızıştırmıştı. Ekonomik belirsizlik ve çöküş ortamında, başkan adayları Barrack Obama ve John McCain arasındaki ekonomi üzerine yapılan ağız dalaşları da gündemin ana maddesi olmuştu. 2008’in bu politik ve ekonomik iklimi filmin hikayesine, otomobillerin radyosundan ve televizyondan duyulan haber ve konuşma fragmanları eşliğinde zekice yedirilmiş. Filmin sonunda, film kadar meşhur bir tirat var. Brad Pitt bu tiratta enfes yükselirken, o anlar filmin mevcut ekonomik krizle kuruduğu en somut temas oluyor: “Burası bir ülke değil. Burası Amerika. Amerika bir işyeridir. Şimdi bana paramı öde!”

Eski zamanların suç filmlerinin şaşası, pırıltılı dünyası, ışıklı pavyonları ve testosterondan öleyazmış erkekoğluerkek karakterleri bu filmde pek yok. Ray Liotta’sı var sadece. Goodfellas ya da Godfather filmlerinden aşina olduğumuz, “hırsızlar arası onur” veya “mafyanın etik kodları” falan da yok. Ekonomik çaresizlik içindeki küçük insanlar birbirlerini soyuyorlar. Masaya bırakılmış bir dolarlık bahşişe tenezzül ediyorlar. Bir tek, cezalandırma sürecinde bir ilkeler zincirinden bahsedebiliriz ama orada da film, hantal bir şirket yönetimini andıran, statükonun içinde kaybolmuş, asıl amacını yitirmiş bir adalet olgusuna işaret ediyor. Filme mekan olarak New Orleans şehrinin seçilmesi de boşuna değil. 2005’teki Katrina kasırgasının getirdiği felaketi hâlâ tam olarak atlatamamış New Orleans’ın yıkık dökük evleri, çer çöp içindeki sokakları, aklımızın bir kenarındaki ekonomik çöküş kavramını somutlaştırıyor.

hero_6-Cogan-1609

Tam bir kara film olan (ama modern bir kara film) Killing Them Softly’nin bir başka tepe noktası ise, yönetmenin deyişiyle “erkekliğin çöküşü”. Filmde kadın oyuncu yok gibi bir şey. Onun yerine ha bire kadınlardan ve onlarla birlikte olmaktan bahseden ama gerçekte sadece fantezilerini dillendirdiğine emin olduğumuz zavallı Russell ve içki ve fahişelere gark olmuş, geçmişinin parlak kıvılcımlarını orada arayan ama işi bitmiş, ruhu solmuş Mickey karakteri var. Mickey rolünde rahmetli James Gandolfini, sinema yazarlarının çok sevdiği bir tabirle söyleyecek olursak, döktürüyor.

Yönetmen Andrew Dominik, “The Assassination of Jesse James bir Leonard Cohen şarkısıysa, Killing Them Softly ile ticari bir pop şarkısı yapmaya çalıştım,” diyor. Filmde bir pop şarkısı için fazla sert ve haddinden uzun dayak sahneleri de var. Şiddet sahnelerindeki yoğunluk yüzünden eleştirilen Andrew Dominik, “Orada estetik var, ağır çekim bale sahnesi gibiydi,” dese de, Markie Trattman adlı karakterin araba sahnesini kastediyor olmalı. Bir önceki dayak sahnesi sahiden de biraz sert. Filmdeki kısa şiddet sahnelerinden birinde ise sevdiğimiz yönetmen, senarist ve oyuncu Sam Shepard’ın beş dakikalık bir rolü var. (Dillon.) Başka bir yerde okumasaydım kendisini tanıyamazdım.

Brad Pitt’in finaldeki tiradı ön plana çıkarılsa da bana göre evrensel mesajı asıl taşıyan ve bize de cuk oturan şu sözler daha çok akılda kalıyor: “Bu ülke siki tutmuş. Veba geliyor.”

Reklamlar
Bülent Çallı hakkında ()
Bülent Çallı, 1974 yılında Almanya’nın Bruchsal kentinde doğdu. 2014 yılında Snakeroot ile Downtown To Ghetto albümünü piyasaya sürdü. İlk romanı SİMSİYAH, İletişim Yayınları tarafından Temmuz 2015'te yayınlandı. "Kırmızı Gömlek" adlı hikayesi İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2016'da yer aldı. "Kötü" adlı hikayesi Fitbol Dergisi Şubat 2016 sayısında yayınlandı. Aynı hikaye 2016'da İletişim Yayınları'ndan çıkan "Al Da At Dercesine" isimli derlemede de yer aldı. Bülent Çallı ve "Simsiyah" İzmir Saint-Joseph lisesinin 2016 yılı "Okuma Günleri" etkinliğine katıldı. Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği'nin (Fabisad) geleneksel GIO ödüllerinde, "Çöp" adlı hikayesi Yayımlanmamış Öykü dalında Başarı Ödülü'ne layık görüldü. "Babamızın Vasiyeti" adlı hikayesi İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2017'de yer aldı. İkinci romanı Duman Otel, İletişim Yayınları tarafından Mart 2017'de yayımlandı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: