En Son Yazılar

Son 5 Kitap #3

MAUS / Art Spiegelman / İletişim
Nazilerin yaptığı yahudi soykırımı hakkında okuduğum, izlediğim en çarpıcı eser bu çizgi roman oldu. Zerre duygu sömürüsüne yer vermeden, kahramanlık, fedakarlık hikayelerinin şanlı patikalarına sapmadan Auschwitz-Birkenau toplama kampından sağ çıkmayı başarmış bir bireyin akıl almaz hikayesini sanki dedenizden dinliyormuşsunuz gibi anlatmış. Hikaye de bu zaten aslında. Sağ kalanın hikayesini, yazar ve çizer Art Spiegelman’ın babası anlatıyor. Aralarda da o günleri hiç yaşamamış yazarın babasıyla olan sorunlu ilişkisini takip ediyoruz. Milyonların sistematik bir biçimde öldürüldüğü yakıldığı bir savaşın içinde tek bir biryin hayatta kalma mücadelesi basit çizgilerle, bu kadar duru ve soğuk, ancak bir çizgi romanda anlatılabilirdi herhalde. Hollywood prodüksiyonlarında en insancıl duygularınıza saldıran kırmızı paltolu küçğk kızlar bu eserde yok. Gerek de yok diyor yazar. Bu, bir yandan da yazarın sahici bir arınması. Çok kuvvetli bir gerçeklik hissini beraberinde getiriyor.
Yazarın gerçek hayatından kesitlerin de yer aldığı çizgi romanın bir yerinde bir gazeteci ona şöyle soruyor: Soykırım hikayelerinden pek çok Alman gencinin burasına geldi. O yıllarda onlar doğmamıştılar bile. Neden şimdi kendilerini suçlu hissetsinler ki? Ben ne bileyim, diye cevaplıyor yazar. belki de hepimiz suçluluk duymalıyız. Herkes suçluluk duymalı. HERKES! SONSUZA KADAR!

BİR ZAMANLAR LONDRA’DA / Peter Ackroyd / Can
Shakespeare’in entelektüel mirası üzerinden dönen bir takım entrikalar. Romanın iyi tarafı şu: Konusu hakkında önceden bir şeyler öğrenmeden okunursa, hikayenin gizemi ortaya çıktığında bir lezzeti var. Kötü tarafı ise o gizem ortaya çıkana kadar anlatılanlardan okuyucunun sıkılma ihtimali yüksek. Monoton ve donuk bir hali var, o bahsettiğim noktaya kadar neredeyse zorlama. Ackroyd, ses getiren bir Shakespeare biyografisi yazmıştı, bu konunun uzmanı elbette ama bu hikaye bizi bir yerlerden alıp başka yerlere götürmüyor.

AŞK VE GURUR / Jane Austen / Can
Klasik gibi klasik. Yani, romanın başlığı ne ise hikayesi de aşağı yukarı onu anlatıyor. Orijinal adını hizaya alırsak, “gurur” ve “önyargı” meseleleri sıradan insanların günlük hayatında kurulan sahnelerde ince ince işlenmiş. Okumadan önce bunun bir aşk romanı (ne demekse) olduğuna dair önyargım vardı benim de. Fakat bu eseri, 19. yüzyıl romantizmi sosuyla pişirilmiş bir aşk meşk romanı diye okumak haksızlık olur. Romanın konusundan, kurgusundan çok karakterleri etkiledi beni. Elizabeth Bennett, Fitzwilliam Darcy, her sayfada kanlı canlı karşımdaydı. Bu roman, mesafeli durduğum diğer Austen romanlarına da kapıyı açtı.

HIRÇIN KIZ / William Shakespeare / İş Bankası
Shakespeare’in oyunlarının Türkçe çevirilerini belli bir kronolojiyi takip ederek okuma işine giriştim. Hırçın Kız okuduğum üçüncü oyun. Yine bir takım dalavereler ve kılık değiştirmeler eşliğinde sevenler sevdiklerine kavuşmaya çalışıyor. Kadının yeri kocasının yanıdır temalı bu oyun günümüzde pek hoş karşılanmazdı herhalde. Yine de dönemi itibariyle Kate karakteri oldukça özgün ve dikkate değer bir yaratım.

KARA KİTAP ÜZERİNE YAZILAR / Nüket Esen / İletişim
Nüket Esen, hakkında en çok konuştuğumuz yazarlarımızdan olan Orhan Pamuk’un başyapıtı Kara Kitap için döktürülen seçkin kritikleri derlemiş. Tahsin Yücel’in, “kötü bir yazar iyi bir romancı olabilir mi?” diye başlayan meşhur yergisinin de yer aldığı derlemede yabancı eleştirmenlerin yazıları da var. En fazla 140 karakterle paylaşım yapılabilen twitter’daki “flood”ların bile eleştirildiği, uzun blogların okunmadığı ve artık kısacık romancıkların yazıldığı şimdiki zamanın penceresinden geçmişe bakıp, kocaman bir roman hakkında insanların nasıl kafa patlattığını, eseri beğensin beğenmesin hangi detaylar hakkında sayfalar dolusu neler yazdığını okumak acıklı belki ama zihni de besliyor. Sadece Orhan Pamuk’a meraklı olanlara değil, gelişmekte olan yazar adaylarına da öneriyorum: Derlemedfeki yazılar eleştirmenlerin nereleri tokatladığı ve nerelerden öptüğünü de gösteriyor.

Reklamlar
Bülent Çallı hakkında ()
Bülent Çallı, 1974 yılında Almanya’nın Bruchsal kentinde doğdu. 2014 yılında Snakeroot ile Downtown To Ghetto albümünü piyasaya sürdü. İlk romanı SİMSİYAH, İletişim Yayınları tarafından Temmuz 2015'te yayınlandı. "Kırmızı Gömlek" adlı hikayesi İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2016'da yer aldı. "Kötü" adlı hikayesi Fitbol Dergisi Şubat 2016 sayısında yayınlandı. Aynı hikaye 2016'da İletişim Yayınları'ndan çıkan "Al Da At Dercesine" isimli derlemede de yer aldı. Bülent Çallı ve "Simsiyah" İzmir Saint-Joseph lisesinin 2016 yılı "Okuma Günleri" etkinliğine katıldı. Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği'nin (Fabisad) geleneksel GIO ödüllerinde, "Çöp" adlı hikayesi Yayımlanmamış Öykü dalında Başarı Ödülü'ne layık görüldü. "Babamızın Vasiyeti" adlı hikayesi İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2017'de yer aldı. İkinci romanı Duman Otel, İletişim Yayınları tarafından Mart 2017'de yayımlandı.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: