En Son Yazılar

Song To Woody : Son İdolün Donları

“Bu şarkı 1960 kışında yazıldı. New York’ta, 8. caddedeki bir dükkanda. Sid ve Bob Gleason’ların oradan, East Orange, New Jersey’den geldiğim o dondurucu gecelerden bir tanesiydi. Woody de oradaydı o gün ve Şubat’tı. Pazar gecesiydi ve sadece Woody hakkında düşündüm. Onun için endişelendim, gittikçe daha da çok düşündüm ve daha da çok endişelendim. Sonunda beş dakika içinde bu şarkı çıktı. Tüm söyleyeceğim bu. Eğer Woody hakkında bir şeyler biliyorsanız ne demeye çalıştığımı zaten anlamışsınızdır.  Woody hakkında bir şey bilmiyorsanız eğer, o zaman gidin ve öğrenin.”

Bob Dylan
Sing Out! Ekim –Kasım 1962

Bob Dylan’ın Woody Guthrie’yi keşfetmesi Minneasota Üniversitesindeki yıllarına denk gelir. Dinkytown’da Woody Guthrie’yi ilk dinlediği anları şöyle anımsıyor: “Woody Guthrie’yi ilk duyduğumda, bir dansçı kız vardı, onun kardeşi beni evlerine davet etmişti… ‘Bu adamı duyman lazım,’ dedi bana. Çocukta Woody’nin, Cisco’nun ve Sonny Terry’nin de kayıtları vardı. O gün dinlediklerime inanamadım. Bunları hiç duymamıştım daha önce.”  Böylece Bob Dylan bir gecede Woody Guthrie’nin müridi oldu. Onun gibi giyinmeye, onun gibi konuşmaya ve onun gibi şarkı söylemeye başladı.

Bob Dylan’ı memleketinin ona pek bir şey veremeyen bereketli topraklarından çıkartıp yollara düşüren de bu Woody Guthrie düşkünlüğüydü. Gerçi sonradan anlattığına göre, Guthrie’yi tanımadan önce de evinden 10-15 kere kaçıp yollara düşmüştü. Dylan, şöhretinin ilk yıllarında gazetecilere geçmişi ve ailesi ilgili gerçekle alakası olmayan uydurma hikayeler anlatıp duruyordu. Bu da onlardan bir tanesi olabilir. Öte yandan Jack Kerouac’ın efsanevi yol romanı On The Road’u (Yolda) okuduğundan beri hepimiz gibi, yollara düşme meraklısı olmuştu, bu gerçek. Üstelik biricik idolü Woody Guthrie, New York yakınlarında, New Jersey Veteran Administration (VA) Hastanesinde ölümcül Huntington hastalığı ile boğuşuyordu. Unutulmuş, bir başına ve güçsüz bir halde belki… Sanırım Bob Dylan bu yüzden yollara düştü.

Yıllar sonra bir röportajda, özel yaşamını ihlal eden fanatik hayranları hakkında konuşurlarken kendisinin de yıllar önce idolü olan Guthrie’yi görmek için o kadar yolu aşıp evini ve hastaneyi ziyaret edişi hatırlatılıyor ve bu ikisi arasında bir paralellik kurup kurmadığı soruluyor, eskiden sen de böyleydin der gibi.

“Aynı şey değildi,” diyor Bob Dylan. “Onu görmeye gelen çok fazla kişi yoktu. Onu tanıyan fazla kimse kalmamıştı ve o hastaydı biliyorsunuz. Hastanede ziyaret ettim onu. Kralı görmeye gitmek gibi bir şey değildi.”

Woody Guthrie tıpkı Jack Kerouac gibi, tıpkı Sal Paradise gibi ve tıpkı ucundan kıyısından onları takip eden bizim Bob Dylan gibi yollara düşme sevdalısı bir gezgin ve müzisyendi. Büyük bunalım zamanında Dust Bowl denilen bir dizi kum fırtınasının zaten ekonomik çıkmazlardaki ülkede (Amerika Birleşik Devletleri’nde oluyor bütün bunlar) tarımın belini büktüğü günleri anlatan şarkıları yapıtlarının en bilinenleri olmuştu. Gitarının üzerinde “This Machine Kills Fascists” yazardı ve “Bu Makine Faşistleri Öldürür” anlamına geliyordu. Bir çoğumuz gibi onun da faşistlerle arası pek yoktu. Adı hayatı boyunca komunistlerle birlikte anıldı ama aslen hiç bir komunist gruba resmen üye değildi.

woody_guthrie

Folk müziğinde bir gelenek olduğu üzere Dylan, Song To Woody’nin  melodisini bir yerlerden araklamıştı. Ancak bu kez çok uzağa gitmeye ihtiyaç duymamış ve şarkıyı adadığı üstadının bir melodisini seçmişti. Bob, Song To Woody’nin melodisini Woody Guthrie’nin “1913 Massacre” adlı şarkısından ödünç almıştı. Bir daha da geri vermedi. Bu melodi aşırmanın o dönemlerde gelenek olduğunu söylemiştik, Bob Dylan’a kızmaya gerek yok ve hem O, Guthrie için aileden sayılırdı. Pek çok defa kendisini hastanede ziyaret etmiş ve onun şarkılarını çalarak hasta yatağında yatan Woody Guthrie’yi bir nebze olsun rahatlatmaya, mutlu etmeye çalışmıştı. Bob Dylan’ın anlattığına göre Guthrie ona gitar çalmasından çok mutlu oluyor ve hatta istek şarkılarda bulunuyordu. Tüm Guthrie repertuarını gözü kapalı çalıp söyleyebilen Dylan için Guthrie’nin, “Benim bıraktığım yerden o devam edecek,” dediği rivayet ediliyordu. Bazılarına göre ise Dylan’ın Woody Guthrie’yi ziyaret etmeye  başladığı dönemde Guthrie’nin hastalığı o kadar ilerlemişti ki bırakın Dylan’ı, çevresindeki aile üyelerini bile tanımakta zorluk çekiyordu. Bu bazı kıskanç kimselerin uydurduğu bir yalan olabilir. Çünkü Guthrie ailesinin üyeleri Dylan’ın pek çok kez, ve sanırım biraz da hava atarak değindiği bayrağın kendisine devredilmesi hikayesini yalanlamadılar. Hatta Nora Guthrie, Woody Guthrie’nin kızı, şöyle diyor samimi bir içtenlikle: “Babam bir sürü akıntının girip çıktığı bir nehirdeydi.  Çok büyük bir nehirdi bu. Bob da aynı nehire girdi ve aynı nehirde bir gemi kaptanı oluverdi. Babamın zamanı sona erdiğinde Bob işleri ondan devraldı ve biz hep onun gerçekten iyi bir kaptan olmayı başardığını düşündük.” Ne güzel sözler.

Bob Dylan’ın bu içli dışlılığına bir başka örnek ise kendisinin anlattığı ve benim doğruluğuna inanmak istediğim bu güzel hikayededir: “Woody bana evinde bir kutu içinde bir grup şiir ve şarkı sözü olduğunu ve henüz bunlara bir melodi bulmaya fırsatı olmadığını söyledi. Cooney Adasındaki evinin bodrumunda duruyorlardı ve bana onları istediğim zaman alabileceğimi söyledi. Ertesi gün Brooklyn 4. caddeden metroya bindim ve Guthrie’nin evine gittim…”

Bob Dylan eve gidiyor gitmesine ama şiirlerin olduğu kutuyu bir türlü bulamıyorlar.

“40 yıl sonra Billy Bragg ve Wilco adlı müzisyenler bu şiirlere müzik yazdı ve kaydettiler. Tabii ki Guthrie ailesinin müsadesi ve gözetiminde oldu bu. Bu müzisyenler ben o şiirleri almaya gittiğim gün, belki de daha doğmamışlardı bile.”

Buraya bir gülümseme koyalım ve şarkıya geri dönelim.

”Hey, hey Woody Guthrie, I wrote you a song”

 Şarkıda tanıdık olan sadece melodi değil. Woody Guthrie’yi biraz araştırınca sözler de tanıdık gelmeye başlıyor. İşte 1940’ta yazdığı “Joe Hillstorm” adlı parçada şöyle diyor Woody Guthrie: “Hey Gurley Flynn, I wrote you a song.”  Joe Hillstrom (ya da bilinen adıyla Joe Hill 1879- 1915 yılları arasında yaşamış İsveçli-Amerikalı bir işçi hareketi lideri ve şarkı yazarıydı. İşlerine çomak soktuğu bazı kötü niyetli insanlar uydurma bir mahkemeden sonra katil diye idam etmişlerdi onu. Gurly Flynn, ya da Elizabeth Gurly Flynn ise 1890-1904 yılları arasında yaşamış bir işçi lideri, femisint idi. Onun akıbeti hakkında bir bilgiye ulaşamadım.

Bir diğer tanıdık şarkı sözü ise “That come with the dust and are gone with the wind” mısrasında karşımıza çıkıyor. Woody Guthrie’yi bilenler için söylüyorum bu mısranın bize hemen Guthrie’nin Posture Of Plenty şarkısını anımsatmalı: “We come with dust and we go with the wind.”

Büyük ve güzel şehirlerde rastladığımız, tarihi anımsatmak için dikilen ve kendisi de o tarihin bir parçası olmuş görkemli anıtlara benzeyen bu şarkıda bize Guthrie’yi anımsatan sadece melodi ve sözlerin bilinçli benzerliği değil üstelik. Bob Dylan’ın şarkıyı nasıl söylediği, sesi bile sırf bu saygı duruş için neredeyse bire bire Guthrie’den kopyalanmış gibidir. Woody Guthrie şarkılarını Oklohama’nın yerlilerinde rastlanan (yerli: amerikan yerlisi veya kızılderili anlamında değil, oralı anlamında, Oklohama’nın içinden yani) bölgesel bir aksanla söylerdi.

“The very last thing that I’d want to do
Is to say I’ve been hittin’ some hard travelin’ too.”

 Bir yerde okumuştum. Kılık kıyafeti, şarkı söyleme şekli, aksanı bir yana Dylan, Woody Guthrie’ye kafayı öyle takmış ki, içkili anlarında ona Woody diye seslenmezseniz dönüp bakmazmış. Kaynağı belli olmayan, sadece benim hatıramda kalmış bu soyu sopu belirsiz hikayeyi bir yana bırakıp sahibi belli ama doğruluğu yine şaibeli şu anıya kulak verelim:

Bob Dylan’ın New York’taki ilk günlerinin önemli tanıklarından biri olan Wavy Gravy şöyle anlatıyor: “Bob’un The Gaslight’a ilk geldiği günü hatırlıyorum. Sanırım Woody Guthrie’nin donlarından birini giyiyordu. Guthrie’yi hastanede ziyaret edip duruyordu ve sanırım bir şekilde onun donlarından bir çift arakladı.” Bu gerçek olabilir. Bob Dylan’ın masum hırsızlıkları (istediği şeyleri sormadan alma huyu) çeşitli biyografilerde anlatılagelmiştir. Plaklar, kitaplar… Bunlar için bir kaç esrarengiz adam tarafından izi bile sürülmüş zamanında. Peki ya Guthrie’nin donları? Neden olmasın?

İlerleyen yıllarda Bob Dylan şüphesiz ki kendi özgün kişiliğini buldu ve Woody Guthrie olmaktan uzaklaşıp, Bob Dylan olmaya gayret etti. Kendi hesabımıza durup düşünmemiz gereken bir mesele daha. Dylan 1964’te Nat Hentoff‘a verdiği röportajda bu meseleye daha da güçlü bir ışık tutuyor:

“Herkes özgür olmak için kendi yolunu, yöntemini bulmak zorunda. Bu konuda size kimse yardım edemez. Bana kimse yardım edemezdi. İşte, Woody’yi ziyaret etmek istemem New York’a gelişimin en önemli nedenlerinde bir tanesiydi. O benim idolümdü. Bir kaç yıl önce, onunla yakından tanıştıktan  sonra, bir takım kötü değişimler geçiriyordum ve Woody’yi görmeye gittim, içinizi dökebileceğiniz birine gitmek gibi. Ama bu aptalcaydı. Gittim ve onunla konuştum. -konuşabildiği kadar- ve bu konuşma bana iyi geldi. Ama aslına bakarsanız bana hiçbir yardımı olmadı. Bunu sonunda anlamıştım. Bu yüzden, Woody benim son idolümdü.”

Woody Guthrie 3 Ekim 1967’de öldü.

Reklamlar
Bülent Çallı hakkında ()
Bülent Çallı, 1974 yılında Almanya’nın Bruchsal kentinde doğdu. 2014 yılında Snakeroot ile Downtown To Ghetto albümünü piyasaya sürdü. İlk romanı SİMSİYAH, İletişim Yayınları tarafından Temmuz 2015'te yayınlandı. "Kırmızı Gömlek" adlı hikayesi İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2016'da yer aldı. "Kötü" adlı hikayesi Fitbol Dergisi Şubat 2016 sayısında yayınlandı. Aynı hikaye 2016'da İletişim Yayınları'ndan çıkan "Al Da At Dercesine" isimli derlemede de yer aldı. Bülent Çallı ve "Simsiyah" İzmir Saint-Joseph lisesinin 2016 yılı "Okuma Günleri" etkinliğine katıldı. Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği'nin (Fabisad) geleneksel GIO ödüllerinde, "Çöp" adlı hikayesi Yayımlanmamış Öykü dalında Başarı Ödülü'ne layık görüldü. "Babamızın Vasiyeti" adlı hikayesi İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2017'de yer aldı. İkinci romanı Duman Otel, İletişim Yayınları tarafından Mart 2017'de yayımlandı.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: