En Son Yazılar

Günlük Hayatta Topyekûn Bir Karanlık Yok

İlk romanım Simsiyah üzerine Taraf gazetesinin kitap ekinde yer alan söyleşi:

Başarılı kurgusu ve muzip anlatım tarzıyla bezenmiş bir kötülük hikâyesini kaleme alan Bülent Çallı,ilk kitabı Simsiyah’ı Taraf’a anlattı

Geçtiğimiz günlerde İletişim Yayınları’ndan, yeni bir yazarın Bülent Çallı’nın Simsiyah adlı romanı çıktı. Fantastik edebiyata göz kırpan, yer yer korku romanına dönüşen ve tüm bunların yanında okuyanı güldürmeyi de başaran bir ilk kitap. Çallı’yla ilk romanı Simsiyah‘ın karanlık hikâyesini, okuyana keyif veren üslubunu, yazma sürecini ve romanın kahramanlarından Siyah Paltolu Adam’ın gizemini konuştuk…

-“Simsiyah”, enteresan ve yer yer okuyanı geren tuhaflıkların olduğu bir roman. Hikâyenin anafikri nasıl oluştu?

Epey zaman önce çalıştığım yerdeki bir takım karanlık iyi insanlar, beni romanın başında anlatılana benzer bir meyhaneye götürmüşlerdi. Yıllar sonra, biraz da oyalanmak amacıyla, bu mekânı anlatan üç beş satır kaleme aldım. Yazdıklarımı okuyunca başka birinin konuştuğunu fark ettim. Kendi kendime, bu üslubun sonuna kadar devam ettiği bir hikâye yazabilsem keşke dediğimi hatırlıyorum. Önce, henüz hikâye ortada yokken, bu mekânı anlatanın, bu üslupla konuşanın kim olabileceğini düşündüm. Siyah Paltolu Adam‘ı böyle buldum. Sonra, böyle bir adam öyle bir mekânda ne arıyor olabilir ki diye düşündüm. Birini bekliyordu. Kimi? Fikret’i. Fikret’i neden bekliyordu, Fikret neredeydi derken hikâye kendini gösterdi. Doğru karakterleri bulduğunuzda onlara bir hikâye atamak kolaylaşıyor. –

image

-Ortalıkta siyah paltosuyla gezinen bir adam var. Siyah pelerin misali… Niye bu adam siyah bir palto giyiyor?

Bu karaktere bir isim vermek istemedim. Zaten romanda çeşitli yüzler ve isimler takınarak türlü türlü oyunlar çeviriyor. Bu isimleri, yüzleri üzerinde taşıyabilecek, biraz ikonik ve bir yandan da evrensel olabilecek bir lakap düşünüyordum. İmdadıma o sırada çalmakta olan bir Bob Dylan şarkısı yetişti. Dylan’ın Oh Mercy albümünde Man in the Long Black Coat isminde bir şarkı vardır. Bir ucundan Bob Dylan tutunca diğer ucundan da Johnny Cash’in bazı albüm kapaklarındaki siyah paltolu imajı yetişti. Benim için sembolik olarak da bir anlamı var bu siyah paltonun ama bunu kitabın sonunu açık etmeden anlatmama imkân yok. Bir yandan kitabı okuyan herkesin bu paltoya kendine göre başka bir anlam yüklemesi de mümkün diye düşünüyorum. Ya da belki de hava soğuktu ve adam siyah bir palto giydi.o

-Bir tarafıyla karanlık bir hikâye anlatırken; ruhlardan, kâbus gibi tekrarlanan yangınlardan bahsederken bir yandan da muzip bir ton tutturuyorsunuz…

Kitabın genelindeki bu muzip ton, Siyah Paltolu Adam dediğimiz karakterin bunca yıl yaşayıp, görmüş geçirmişliğinden kaynaklanıyor biraz da. Hayatın hep aynı düzeni takip ederek, hep aynı sonuçlara ulaştığına o kadar çok kez tanık olmuş ki, herhalde her seferinde yeni tiplerin ortaya çıkarak aynı şeyleri tekrardan denemesi ona komik geliyor olmalı. Onun kadar uzun yaşamadım ama kendi hayatımda ben de öyleyim. Muzip birisiyim. Üniversite yıllarında Woody Allen’ın sinemasını ve yazdıklarını çok severdim. Bir şeyler kapmış olmalıyım. Siyah Paltolu Adam karakterinde bu çok işime yaradı.

-Okuyucu da bu muzip tarafınızdan nasipleniyor, ara sıra onlara dönüp laf atıyorsunuz, onları tuzağa düşürüyorsunuz. Anlattığınız hikâyenin inandırıcılığını kırma ihtimali doğuruyor. Okuyana biraz daha aktif bir rol sunuyorsunuz desem?

İşte bu kendiliğinden gelişti. İlk başlarda kendimi kaptırmış yazarken anlatıcının dönüp okuyucuya laf attığının farkında değildim. Kendi üslubuyla hikâyesini anlatıyor gibi geliyordu bana. Karşı tarafta bir dinleyen olacağını unutmuştum. Sonradan bunu fark ettiğimde daha da neşelendim. Çünkü bu, hem hikâyeyi aktarırken bir rahatlık verdi bana, hem de okuyucu için küçük oyunlar serpiştirebildim. Bu belki roman tekniği açısından riskli olabilir ama Siyah Paltolu Adam karakterinin özelinde, işlediğini düşünüyorum. Ondan hoşlanabiliriz ama güvenmemeliyiz.

-Kitabınızı hangi kategori içinde değerlendiriyorsunuz, fantastik mi, korku mu?

Simsiyah gibi romanlar için bir kategori belirlemek bence mümkün değil. Fantastik bir roman fantastik bir romandır. Görünce hemen tanırız. Polisiyeler de öyledir. Bir romanın polisiye olup olmadığı konusunda şüpheye düşmeyiz herhalde. Keza bilim-kurgu ve korku edebiyatı için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Bir romanı herhangi bir kategori içine tam olarak sokamıyorsak, işin doğrusu kategorilere hiç bulaşmadan ona bir edebiyat eseri olarak yaklaşmaktır. Ben kendime bir çeki düzen verebilsem Marquez ve Borges gibi yazabilmek isterdim. Yani hem insanla, var olmakla ilgili felsefi bir derdi olsun yazdıklarımın, hem de cesurca gizemciliğe, mistik öğelere de bulaşsın. Simsiyah‘ı yazarken bunu hep aklımda tutmaya çalıştım.

-Sanırım edebiyat dışında başka uğraş alanlarınız da var. Müzik gibi. Profesyonel anlamda ilgileniyorsunuz değil mi müzikle?

Evet. Paris’te ses eğitimi aldım ve şimdilerde Stüdyo Baterizm’de Tolga Can Şişman’dan gitar dersleri alıyorum. Daha önce Levent Candaş, Cenk Eroğlu, Gür Akad, Alpay Şalt ve Cem Köksal gibi önemli müzisyenlerle çalışma şansım oldu. 2014’te Snakeroot ile Cenk Eroğlu’nun prodüktörlüğünü yaptığı Downtown To Ghetto adında bir albüm çıkardık. Bir yandan da fotoğraf çekiyorum. Hem müzikle hem de fotoğrafla ilgili profesyonel bir takım planlarım var.

-Son olarak adettendir, kimleri okursunuz diye sormak istiyorum. Edebiyat anlayışınızı şekillendiren isimler kimlerdir?

Ben her şeyi okumak istiyorum. Bunun mümkün olmadığını bilsem de… Son dört, beş yıldır bu konuda sistematik çalışıyorum ve okuma işine ciddi bir zaman ayırıyorum. İlk edebiyat kahramanım Philip K. Dick idi. Yazmak için okumaya başladığımda iyice incelediğim, her zaman keyifle okuduğum Umberto Eco var, onu en başa koyarım. Oğuz Atay da önemlidir. Kafka için insan ruhunun en derinlerine o inmiştir derler ama bana göre Oğuz Atay, Kafka’nın dahi sapmaktan korktuğu karanlık dehlizlere, elinde muziplik meşalesi ile girebilmiş büyük bir yazar. Sait Faik var sonra, semtlerin de hikâyenin bir karakteri, kahramanı olabileceğini onun kitaplarından öğrendim. Gabriel Garcia Marquez ve Borges de tüm eserlerini okumak üzere öncelik verdiğim iki yazar.

Ayfer Duygulu

Reklamlar
Bülent Çallı hakkında ()
Bülent Çallı, 1974 yılında Almanya’nın Bruchsal kentinde doğdu. 2014 yılında Snakeroot ile Downtown To Ghetto albümünü piyasaya sürdü. İlk romanı SİMSİYAH, İletişim Yayınları tarafından Temmuz 2015'te yayınlandı. "Kırmızı Gömlek" adlı hikayesi İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2016'da yer aldı. "Kötü" adlı hikayesi Fitbol Dergisi Şubat 2016 sayısında yayınlandı. Aynı hikaye 2016'da İletişim Yayınları'ndan çıkan "Al Da At Dercesine" isimli derlemede de yer aldı. Bülent Çallı ve "Simsiyah" İzmir Saint-Joseph lisesinin 2016 yılı "Okuma Günleri" etkinliğine katıldı. Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği'nin (Fabisad) geleneksel GIO ödüllerinde, "Çöp" adlı hikayesi Yayımlanmamış Öykü dalında Başarı Ödülü'ne layık görüldü. "Babamızın Vasiyeti" adlı hikayesi İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2017'de yer aldı. İkinci romanı Duman Otel, İletişim Yayınları tarafından Mart 2017'de yayımlandı.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: