En Son Yazılar

Talkin’ New York, 1962

HOMEROS NEW YORK’A İLK GELDİĞİNDE SON 17 YILIN EN SOĞUK KIŞIYDI

” “Ne tarz müzik çalıyorsun?”
“Folk müzik.”
“Folk Müzik ne tarz bir müziktir?”
Kuşaktan kuşağa geçen geleneksel şarkılar olduğunu söyledim. Bu tarz sorulardan nefret ediyordum. Bu soruları duymazdan gelmek istedim. Billy’nin (James) benimle ilgili bazı şüpheleri var gibi geldi bana ki benim için hava hoştu. Onun sorularını cevaplamak istemiyordum zaten. Kimseye birşey açıklayasım yoktu.
“Buraya nasıl geldin,” diye sordu.
“Yük treniyle geldim.”
“Yolcu treni mi yani?”
“Hayır, yük treni.”
“Yani, yük vagonu gibi mi?”
“Evet, yük vagonu gibi. Yük treni gibi.”
“Ok. Yük treni.”
Aslında yük treniyle falan gelmemiştim. Hiç alakası yoktu. Chicago’dan kalkıp tüm ülkeyi dört kapılı 57 model bir Impala ile geçmiştim. Tam 24 saat, sisli küçük kasabaları, kıvrılan yolları, şimdi karla kaplı yeşil tarlaları geride bırakarak, doğuya doğru eyaletlerden geçen ana yol boyunca, Ohio, Indiana, Pennyslyvania, genellikle arka koltukta uyuklayarak ya da arada küçük sohbetler yaparak gelmiştim. Aklım bazı gizli çıkarlara odaklanmıştı. George Washington köprüsünü geçerken bile… Büyük araba köprünün diğer ucunda durdu ve dışarı çıktım. Kapıyı kapattım ve sert kar zemine adımımı attım. Isıran rüzgar yüzümden vurdu beni. En azından buradaydım. New York şehrinde… Bir ağ gibi, anlaması hiç kolay olmayan bir şehir ve ben de anlamaya çalışmayacaktım zaten.”

Bob Dylan, 2004 yılında yayınlanan ve kendi hikayesini birinci ağızdan ve güvenilebilir bir dürüstlükle anlattığı Cronicles adlı otobiyografisinde New York ile ilgili ilk anılarını böyle aktarıyor. Bu kitaptan neredeyse 40 yıl önce Talkin New York adlı şarkısında bu hikayenin bir kısmını dinlemiştik.

Talkin New York bazı yerlerde Talkin New York Blues adıyla da anılır. New York’u biliyoruz. Kimsenin uyumadığı şehir, Frank’ın dediği gibi “Eğer orada başarabilirsen her yerde başarırsın. Peki bu Talkin Blues da neyin nesi? Rivayete göre Christopher Allen Bouchillon (1893-1968) 1926 yılında Atlanta Records için kaydettiği Talkin Blues adlı şarkısı nedeniyle bu tarzdaki blues müziğinin isim babası ve de mucidi kabul edilmeli. Talking Blues denilen şarkılar şehirli insanın dertlerini tasalarını alır onlarla acımtırak bir mizah ekler, düz bir tonda akan, ritmik ama konuşmaya yakın kafiyeli sözleri en sonda, anlatılanlara eklenen alaycı bir yorum izler. Her ne kadar Blues denilse de bizim bildiğimiz, aşina olduğumuz  siyahların blues’undaki müzikal formatlarla pek alakası yoktur. Ucundan tutanlara bakıldığında zaten Country ya da Folk müzik ile daha yakın akrabalık için de olduğu anlaşılır. Kendi adıma köklerinin 1926’dan çok daha eskilere dayandığını düşünüyorum. Bir ara hikaye anlatmak konusunda baskısal sıkıntıları olan köle siyahların elinden de geçmiş olduğu ve “Blues” soyadını buradan aldığına kalıbımı basarım ama aslında ilkel köklerine Antik Yunanda, Homeros’ta denk gelebileceğimiz kadar insanlığımızın içine işlemiştir. Herkesin anlatacak bir hikayesi var. Gününün nasıl geçtiğinden tut da, savaştan evine dönen geminin tanrıların ucuz numaraları ile avuç içi kadar Ege denizinde o maceradan bu maceraya nasıl sürüklendiğine kadar herkesin anlatacak birşeyleri var. Bunu konuşarak anlatmak, yazı yazmanın pratik olmadığı eski zamanlarda yapılacak en kolay şeydi. (Kolay derken, Homeros’un İlyada’sını anlatan eski Yunanlı gezgin-ozanların onbinlerce mısrayı ezbere bildikleri rivayet edilir.) Akılda kalıcı ve mısraları aklımızda birbirine bağlayan kafiyelere, yani dolayısıyla “konuşan” şarkıların içinde akıp giden ve sıkılmamamızı sağlayan kafiye düzenine bugün bile dokunulmamıştır. Rahatça arkama yaslanıp şunu bile söyleyebilirim size: Rap tarzı müzik de aynı babanın çocuğudur.

Asıl konumuza yaklaşalım. Pek çok yerde anlatıldığının aksine Woody Guthrie bu tarzın yaratıcısı değildir ama hakkı da verilmelidir. Bu tarza politik ve toplumsal sözlerin adapte edilmesi Woody Guthrie’nin eseridir. 1960’larda Gutrie’nin her konuda (bir sonraki bölümde anlatacağım üzerine iç çamaşırlarını çalıp giydiği iddia olunacak kadar) takipçisi olan Bob Dylan sayesinde bu tür yeniden popülerlik kazandı ve 1960’lardan sonra pek çok politik taşlama içeren şarkının tarzına Bob Dylan’ın şarkıları örnek teşkil etti.

”HAFTALAR BOYU SAĞDA SOLDA TAKILDIKTAN SONRA / NEW YORK’TA BİR İŞ BULDUM SONUNDA KENDİME / DAHA BÜYÜK BİR YERDİ HEM, DAHA FAZLA PARA VERDİLER / SENDİKAYA BİLE KATILDIM, AİDATLARIMI ÖDEDİM”

Talkin’ New York 1962’de Bob Dylan’ın kendi adını taşıyan ilk albümünde yer alan iki orjinal şarkıdan bir tanesiydi. New York’a kafasında keskin planlar ve gitarıyla otostop çekerek gelen Bob Dylan (klişe gibi duruyor ama gerçek) kütüphanelere ancak sığabilecek bir külliyatın kaynağı olabilmiş devcileyin bir kariyeri burada başlatmıştı. Batıda (aslında orta batı- Hibling, Minneasota ama biz batı diye kesip atalım. Bob Dylan biyografisi yazmıyoruz burada.) büyüyen bir genç olarak Bob Dylan doğuya ilk ziyaretini Şubat 1961’de yapmıştı. Kendine idol olarak kabul ettiği meşhur folk şarkıcısı Woddy Guthrie ölümcül bir hastalığın pençesine düşmüş, elini eteğini uzunca bir zamandır herşeyden çekmiş hastanede yatıyordu. Onu ziyaret etmeyi kendine bir görev edinen genç Dylan, ta o kadar yolu otostop çekerek katetmişti. Greenwich Village, New York o zamanlar folk müziğin mekkesiydi ve oradaki kafelerde çıkıp çalabilmek, sesini duyurabilmek ve sayıları binlerle ifade edilebilecek diğerlerinden sıyrılmak için tek yoldu. Bob Dylan’da bu yolu tuttu. Ancak yol zorlu, uzun ve dolambaçlıydı. Talkin’ New York basitçe bunu anlatan bir şarkı.

Şarkıda anlatıldığı gibi New York’un kar altındaki topraklarına ayak basan 19 yaşındaki Dylan bir metroya atladığı gibi soluğu Cafe Wha?’da alır. Greenwich Village’de, MacDougal sokağı ile Minetta caddesinin köşesinde yer alan bu küçük kafenin sahibi Manny Roth ile görüşen Bob Dylan isimsiz sanatçıların bedavaya çalıp, bir iki şarkı ile kendilerini izleyenlerin beğenesine sunduğu bir “hootenanny” gecesinde sahne alır. Daha sonra Fred Neil gibi müzisyenlere harmonikası ile eşlik eder. Şarkıda bahsedilen “günde 1 dolar değerinde” zamanlardır bunlar. Bir röportajında şöyle der: “Evet günde 1 dolara… artı çizburger.” Daha sonra çaldığı yerlerin sayısı artmaya başlar: Izzy Young’s Folklore Centre, Gerde’s Folk City, The Gaslight, The Limelight, The Lion’s Head, Mill’s Tavern… John Lee Hooker’ın önünde sahne alır. Sonunda 26 Ekim 1961’de Columbia Records ile 5 yıllık bir sözleşmeye imza atar. Günümüze kadar uzanıp hala devam eden çok kendine has bir müzik kariyerinin başlangıcının birinci ağızdan hikayesi.

” Now, a very great man once said
That some people rob you with a fountain pen.”

“Şimdi, bir büyük adam demişti ki bir keresinde, bazı insanlar sizi soyar bir dolma kalemle.” İnişli çıkışlı bir mitolojik hikayenin nasıl başlangıcının orjinal hikayesini anlatan Talkin’ New York Blues Bob Dylan’ın köklerine işaret etmeden de duramıyor. Gerçi aynı albümde yer alan ve ileriki sayfalarda kendimize iş edineceğimiz Song To Woody adlı şarkıda bu durum nasılsa gözümüze sokulacak, (araştırınız: fingerpoint songs) ama bu şarkıda da Dylan son idolüne dokunmadan edememiş. Dolma kalem hikayesi Woody Guthrie’nin meşhur Pretty Boy Floyd şarkısında geçen bir söze açık bir göndermedir. “Ee,” der devamında Dylan. “Pek çok insanın sofrasında yiyecek fazla bir şey yok. Ama bir sürü çatal bıçak var. Birşeyleri kesmek gerekir.” İşte size Bob Dylan’ın ileride dillere destan olacak keskin ve alaycı mizahından ilk örnek.

Reklamlar
Bülent Çallı hakkında ()
Bülent Çallı, 1974 yılında Almanya’nın Bruchsal kentinde doğdu. 2014 yılında Snakeroot ile Downtown To Ghetto albümünü piyasaya sürdü. İlk romanı SİMSİYAH, İletişim Yayınları tarafından Temmuz 2015'te yayınlandı. "Kırmızı Gömlek" adlı hikayesi İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2016'da yer aldı. "Kötü" adlı hikayesi Fitbol Dergisi Şubat 2016 sayısında yayınlandı. Aynı hikaye 2016'da İletişim Yayınları'ndan çıkan "Al Da At Dercesine" isimli derlemede de yer aldı. Bülent Çallı ve "Simsiyah" İzmir Saint-Joseph lisesinin 2016 yılı "Okuma Günleri" etkinliğine katıldı. Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği'nin (Fabisad) geleneksel GIO ödüllerinde, "Çöp" adlı hikayesi Yayımlanmamış Öykü dalında Başarı Ödülü'ne layık görüldü. "Babamızın Vasiyeti" adlı hikayesi İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2017'de yer aldı. İkinci romanı Duman Otel, İletişim Yayınları tarafından Mart 2017'de yayımlandı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: