En Son Yazılar

İki Şehrin Hikayesi: Yeniden Dirilen

Klasik olmuş bir romanı okurken kendimizle ilgili karşılaşabileceğimiz en önemli mesele onu beğenmezsek ne yapacağımızdır. Öyle ya, yeni yazılmış taze bir romanı eleştirmek çok da zahmetli bir iş değildir. Tekniğini zayıf bulduğumuzda ya da konusu bizi sarmadığında onu yerden yere vurmak çok da zor olmaz. Savunmasızdır zaten; incecik, mavi damarları görünün zayıf ve soluk boynunu eğmiş, nemli gözlerle sizin hakkınızda vereceğiniz kararı bekliyordur. Beğenmedim, dersiniz ve hikâye biter.  Klasik romanlarda bu işler öyle kolay değildir. Siz beğenseniz de beğenmeseniz de belki yüz yıldan daha uzun bir süreden beri orada olan, her türlü badireyi atlatmış bir metin size bakar. Üstelik yalnız da değildir. Yazarın diğer güçlü eserleri de onun arkasını bekler. Bir sürü başka kitaba, filme, tabloya esin kaynağı olmuştur ve muhtemelen on, on beş yıllık aralarla filme çekilmiştir. Beğenmediniz mi? Al başına belayı.

İki Şehrin Hikâyesi, “İlle de Roman Olsun” tarafından yılın klasik okuması için seçilince epey bir keyiflenmiştim. Kendisini daha önce okumasam da pek çok yerde bir referans kaynağı olarak karşıma çıktığından dolayı okumak için en çok heyecanlandığım romanlardan bir tanesiydi.  Kitabın CAN Yayınları’ndan Meram Arvas’ın güzel çevirisiyle çıkan 6. Baskısını edindim ve iştahla okumaya başladım. Kitabın ilk bölümü diyebileceğimiz, “Yeniden Dirilen” adlı bölüm gerçekten de hem Dickens’in hem de kitabın şanına yaraşır bir başlangıçla, puslu Londra’nın soyguncuları ile ünlü Dover tepelerinin tekinsizliğinden yola çıkıp devamındaki bölümlerde soluksuz bir şekilde Paris’in St Antoine’nındaki fakirhanelere kadar uzanıveriyordu.

“Yeniden dirilecek olsan ayvayı yerdin Jerry.”

Dickens’ın Dover yolundaki posta arabası atlarının burnundan çıkan dumanları sise ve kötücül ruhlara kattığı epik  bir başlangıç. Dover-Londra yolcularını ve araba sürücülerini bir elleri tetikte tutan meşhur yol kesen hırsızlara bir tesadüf eseri diğer elde okuduğum Rolling Stones gitaristi Keith Richards’ın otobiyografisi “Hayat”ta da rastladım. Doğma büyüme Dartford’lu olan Richards, Dickens’i doğrularcasına atalarının Dover-Londra arasındaki posta arabasını nasıl soyup voliyi vurduklarını anlatıyordu. Bir de şu tekerlemeyi ekliyordu ki kitaba paralel rastladığım bu tür tesadüfler okuma zevkime her zaman zevk katar:“Sutton’ın tandırı, Kirby’nın cızbızı, Darne’nin kurabiyesi, Dartford’un hırsızı.”

Okumamı zevklendiren bir diğer şansım ise Dickens tarafından hikâyesi anlatılan iki şehirden biri olan Paris’e yaptığım yolculuk oldu. Böylece kitabın büyük bölümünü Paris’te, Fransız devriminin en ateşli sahnelerinin yaşandığı ve kitapta da bolca anlatılan Bastille’de ve St Antoine’ın arka sokaklarında okuma fırsatı yakaladım.

Dickens’ın Londra’daki posta arabası yolculuğundan sonra dümeni Paris’e kırdığında büyük bir ustalıkla anlattığı şu sahne edebiyat tarihinin en büyük metaforlarından bir tanesidir. St. Antoine’da devrilen ve kırılan bir şarap fıçısından yola saçılan şarap, aç ve fakir halk tarafından adeta yalanıp yutulur. Daracık yollar kızıla boyanır ve bir tanesi duvara kırmızı şarapla KAN yazar. Günümüz Paris’inin St Antoine’nında o fakirliği ve öfkeyi bulmak artık imkansız ama daracık yollar ve pek değişmemiş evler ve konaklar, o doku, ucundan da olsa romanın havasını hissetmenize sebep oluyor.

Bu noktadan sonra ise roman benden ben de romandan yavaş yavaş uzaklaşmaya başladık. Romanın bir İngiliz gazetesinde Nisan ve Kasım ayları arasında tefrika halinde yayınlandığını hatırlayalım. Dickens’ın olaylardan çok karakterlerine özen gösterdiği bilinir. Hatta bu tefrika yayını sayesinde, yakın çevresinden aldığı tepkiler, eleştiriler ve yorumlar üzerine karakterleri hakkında değişikliklere gittiği de bilinir. Benim uzaklaşmam biraz da kendi beklentilerimin sonucu,  bunu da biliyorum. İlk bölümlerdeki ihtişamlı anlatılarda sonra roman iki şehrin hikâyesinden çok karakterlerin hikâyesine dönüşüyor. Zaten Londra şehrinden bahsediliyor olduğundan bahsetmek zor.  Asıl hikâye ve toplumsal tasvirler Paris şehri ve orada gerçekleşmekte olan devrime odaklanıyor. Hakkını da yemeyelim. Devrim öncesinde halk ile soyluların arasındaki toplumsal ve ekonomik farklar ve devrim sırasında kurban olan ezilmiş halkın nasıl cellada dönüştüğü güzelce anlatılıyor. Politik mevzulara hiç girmemiş olsa da sokaktaki halkın, gücü ele geçirdiğinde nasıl bir intikama yöneldiği ve şuursuz bir vahşete sürüklendiği biraz da yeren bir bakış açısıyla anlatılıyor. Kelimelerin arasında Fransız Devrimi ile ilgili çekingen bir hayranlık ve usturuplu bir korku yakalamak mümkün. Kimi yerlerde ise Dickens’a özgü bir absürt komedinin güzel örneklerini okuyabiliyoruz:

“Cenaze görevlileri merasimdeki bu değişikliğe önce biraz itiraz ettiler ama nehir fazlasıyla yakındı ve içlerinden bazıları soğuk suya daldırmanın inatçı görevlilerin aklını başına getireceğine dair laflar etmeye başlayınca itirazlar kesildi.”

Dickens bu eseri için “Yazdığım en güzel hikâye,” demiş. Bu doğru olabilir. Tüm eserlerinin en kısası olan bu roman müthiş bir olay örgüsü içerisinde, en ufak ve önemsiz gibi görünen karakterleri bile harcamadan, biraz tesadüflere dayalı olsa da zekice diyebileceğimiz çözümlemelerle  -en azından kendi içinde- açık bir uç bırakmadan kapanıyor. Bu romandan “Dickens en büyük tarihi romanı,” diye bahsedildiğini de okudum. Anlattığı dönem itibariyle “tarihi” sıfatını hak ediyor olsa da, tarihi gerçeklerden çok dramatik ve yer yer romantik bir hikâyeyi anlatmaya gayret ettiğini söylemek gerekir. Hatta daha da ileri giderek Dickens’ın hikâyesini mi anlatsın yoksa Fransız devriminde alt sınıfın yaşadıklarını mı yazsın, gibisinden bir kararsızlık yaşadığını bile söylemek mümkün. Sanki bu yüzden yazarın okuyucuyu sapladığı eksende çeşitli kaymalar yaşanıyor ve okurken romana yaklaştığınız veya uzaklaştığınız dalgalı anlar tecrübe ediyorsunuz.

En başta söylediklerime yaslanacak olursam bu romana kötü bir roman demek haddimizi aşar elbette. Okuduğum başka klasiklerle kıyasladığımda biraz aşağıda kalsa da kitap okumayı bir iş haline getirmiş herkesin hayatının bir yerinde okumuş olması gereken bir eser olduğunu söylemeliyim. Bir tür görev kabul edip bu kitabı tüm kusurlarıyla sevmeli ve okumalısınız. Gelmiş geçmiş en güzel açılışlardan biri olduğunu düşündüğüm o ilk cümlelerin hatırına dahi bunu yapmalısınız. Edebiyat dünyasında edindiği görkemli yeri yazıldığı tarih itibariyle yakın geçmiş olarak kabul edilebilecek bir zamanda Fransa’da olup biten önemli olayları İngiliz halkına anlatabiliyor oluşuna bağlamalıyız. Öbür taraftan öldürülenlerin artık öldürüyor olmasını güçlü bir şekilde dile getirişi ve şiddetin haklılığı ve ahlakı gibi konulara bir çıkış noktası sağlaması kitabın her devirde iyi bir referans kaynağı olmasını sağlamış. Christopher Nolan’ın Batman serisinin son filmi olan “Dark Knight Rises” için senaryo yazma aşamasında bu romanı temel olarak aldığını açıklaması beni bir hayli şaşırtmıştı. Filmi izlerseniz, romandaki Sydney Carton’nın fedakârlığını anımsayın.

 

Bu romanı İlle de Roman Olsun grubu ile okumuştuk ve bu yazıyı ilk orada yazmıştım. Detaylı bilgi için linklere tıklayabilirsiniz. 

Reklamlar
Bülent Çallı hakkında ()
Bülent Çallı, 1974 yılında Almanya’nın Bruchsal kentinde doğdu. 2014 yılında Snakeroot ile Downtown To Ghetto albümünü piyasaya sürdü. İlk romanı SİMSİYAH, İletişim Yayınları tarafından Temmuz 2015'te yayınlandı. "Kırmızı Gömlek" adlı hikayesi İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2016'da yer aldı. "Kötü" adlı hikayesi Fitbol Dergisi Şubat 2016 sayısında yayınlandı. Aynı hikaye 2016'da İletişim Yayınları'ndan çıkan "Al Da At Dercesine" isimli derlemede de yer aldı. Bülent Çallı ve "Simsiyah" İzmir Saint-Joseph lisesinin 2016 yılı "Okuma Günleri" etkinliğine katıldı. Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği'nin (Fabisad) geleneksel GIO ödüllerinde, "Çöp" adlı hikayesi Yayımlanmamış Öykü dalında Başarı Ödülü'ne layık görüldü. "Babamızın Vasiyeti" adlı hikayesi İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2017'de yer aldı. İkinci romanı Duman Otel, İletişim Yayınları tarafından Mart 2017'de yayımlandı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: