En Son Yazılar

Kahraman Dediğin Nedir Ki?

AFRİKALI LEO
Amin Maalouf

The Big Lebowski‘de dedikleri gibi: Bazen bir adam vardır. Bir kahraman demeyeceğim. Hem kahraman dediğin nedir ki zaten?  Ama bazen bir adam vardır. Hasan el- Vezzan’dan bahsediyorum.  Hasan ibn Muhammed el-Vezzan ez Zeyyati’den. Yani en azından ailesinin ona verdiği isim buydu. Giovanni Leone de Medici diye çağrıldığı da oldu. Ya da Le Africanus yani Afrikalı Leo.  İşte, bazen bir adam vardır. Kendi zamanı ve yeri için en uygun adamdır o. Oraya tam uyar. Granada’da doğmuş,  Fas’ta büyümüş, Roma’da yaşamış Hasan el- Vezzan böyle biridir.

Rüzgara kapılan yaprağı andıran bir hayat sürmüş, “bir berberin sünnet ettiği, bir papanın vaftiz ettiği” Hasan el- Vezzan’ın hikayesinin, kendi ağzından anlatıldığı “Afrikalı Leo”,  yazar Amin Maalouf’un ilk romanıdır. Tarihi gerçeklere dayanan ama masalsı bir dille yazılmış olan roman öyle bir etki yaratır ki,  hiç araştırma yapmadan kitaba dalan okuyucu ilk başta Afrikalı Leo’nun, (yani Giovanni Leone de Medici’nin, yani Hasan el-Vezzan’ın) uydurma bir karakter olduğunu düşünebilir. Gerçekten de on beşinci yüzyılda, sona ermek üzere olan Endülüs’ün, Avrupa’nın en ucundaki Granada’sında doğup, oradan Fas’a göçe zorlanan, derken Kahire’de sona eren maceralı kervan yolculuklarından sonra kaçırılıp Napoli’ye ve Roma’ya götürülen, orada Hristiyan olup Papa’nın elçisi olarak İstanbul’a kadar ulaşan bir adamın hikâyesi bize ilk başta tarihsel bir fantezi gibi gelir. Ama yanılırız. Çünkü bu hikâye gerçektir. Gerçekten de on beşinci ve on altıncı yüzyıllarda Hasan el-Vezzan yaşamıştır ve hikâyesi de böyledir. Bunu öğrenen okuyucu bu kez, bir otobiyografi gibi yazılan kitapta anlatılanlara resmi tarihmiş, gerçeğin ta kendisiymiş gibi hürmet etmeye başlar. Bu da yanlıştır. Amin Maalouf romanının masalsı atmosferini yaratırken tarihsel olaylar kadar, doğruluğu kanıtlanmamış söylentilerden de faydalanmıştır. Bunun yanında, hiç gerçekleşmemiş diyaloglar, şaşırtıcı tesadüfler, olmadık karşılaşmalar da romanı süsler.

Amin Maalouf, bu ilk romanında bile, daha sonraki romanlarında da çokça karşılaşacağımız üzere, pek iyi bildiği doğu kültürünün politik ve entelektüel figürlerini başarıyla kullanıyor. O dönemin insanlarının yaşayış tarzlarını, hayata bakışlarını, gelenek ve alışkanlıklarını, sırf kalemiyle, sanki bir fotoğrafa bakıyormuşuz ya da bir sinema filmini izliyormuşuz gibi gözümüzün önüne seriyor. Belki de, ilk roman olmasının bazı eksiklerini taşıyan Afrikalı Leo’nun en güçlü tarafı bu. Öte yandan romanın başkarakteri Hasan el-Vezzan’ın Roma’da geçen günleri, Granada’da ve sonra Afrika’da geçen günlerine göre çok az yer tutmuş. Bu hacim farkı Lübnan’da doğan ve Paris’te yaşayan Amin Maalouf’un doğunun ve batının politikalarını anlatmaya yeltendiği bu romanında bir dengesizliğe yol açıyor. Müslümanlığı severek ve bilerek yaşamış bir adamın, Roma’da vaftiz edilip Hristiyan olmasından sonra yaşayacaklarını, düşüncelerini, karmaşalarını merak edip çok daha fazlasını okumak istiyorsunuz ama ne yazık ki roman size bunu vermiyor.

afrikalı leo

Kitabın (romanın değil) bir diğer zaafı ise okuyucuyu zorda bırakan çevirisi. Kitabın çevirmeni pek çok yerde kullanımı yaygın olan kelimeler yerine onların öz Türkçe hallerini tercih etmiş. Varsıl (zengin), sağaltım (tedavi) ve ikircim (tereddüt) gibi. Kendi eserini yazarken bir yazarın bu kelimeleri tercih etmesine kimse bir şey diyemez herhalde. Ancak söz konusu olan bir çeviri olduğunda orijinal yazara biraz haksızlık edilmiş gibi oluyor. Amin Maalouf’a sorulsa belki de o, öz olan bu kelimeler yerine, yabancı ama halk arasında daha sık kullanılan, kulağın alışık olduğu kelimelerin kullanılmasını isteyecekti. Üstelik doğu kültürünün etkisinde yazılmış, çoğunluğu Arapça konuşulan ülkelerde geçen ve ana kahramanının da Arapça konuştuğu bir romanda Arapça ya da Farsça kökenli Türkçe kelimelere yer vermekten kaçınmaya ne gerek vardı bilemiyorum. Bu tarz bir çeviri, bu gibi romanlarda hiç olmaması gereken bir hijyen hissiyatı yaratıyor. Bence bırakın kirli ve kırık kalsın.

Çevirmenin sabotajını ve kitabın kurgusal dengesizliğini bir kenara bırakırsak, tarihi dokunun büyüsü ve o masalsı anlatımın içinde Amin Maalouf’un Hasan el-Vezzan’ı bana Coen kardeşlerin ünlü filmi “The Big Lebowski”deki Dude karakterini anımsattı. Tıpkı Dude gibi Hasan el-Vezzan da ne tüccarlıkta, ne seyyahlıkta, ne de politikada gözü varken, kaderin ağlarını örmesi sonucu kendisini bir dolu maceranın ve yolculuğun içerisinde buluyor. Bunlar olurken de herhangi bir önlem almayan, hayatı geldiği gibi yaşayan ve gelen her şeyi tevekkül ile kabul eden bir gözlemci gibi davranıyor. Sevdiği kadınları, yakın arkadaşlarını, kardeşini, bazen çocuklarını geride bırakıp her seferinde yeni bir sayfa açan umursamaz ve gamsız biri gibi gözükmesi hep bu yüzden. Kendisi de diyor ki:  ”Ben, Hasan, Tartıcıbaşı Muhammed’in oğlu, ben, Giovanni Leone de Medici; bir berberin sünnet ettiği, bir papanın vaftiz ettiği ben. Şimdi Afrikalı diye anılıyorum ama Afrikalı değilim. Avrupalı da Arabistanlı da değilim. Bana Granadalı, Faslı, Zeyyatlı da derler, ama ben hiçbir ülkeden, kentten ya da boydan değilim. Ben yolların oğluyum. Ülkem kervan, yaşamımsa yolculukların en beklenmedik olanları.”  Bu alntıyı kullandım, çünkü bazen bir adam vardır. Bir adam… Düşüncelerim birbirine karıştı. Her neyse. Sanırım onu size yeterince tanıttım.

 

Reklamlar
Bülent Çallı hakkında ()
Bülent Çallı, 1974 yılında Almanya’nın Bruchsal kentinde doğdu. 2014 yılında Snakeroot ile Downtown To Ghetto albümünü piyasaya sürdü. İlk romanı SİMSİYAH, İletişim Yayınları tarafından Temmuz 2015'te yayınlandı. "Kırmızı Gömlek" adlı hikayesi İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2016'da yer aldı. "Kötü" adlı hikayesi Fitbol Dergisi Şubat 2016 sayısında yayınlandı. Aynı hikaye 2016'da İletişim Yayınları'ndan çıkan "Al Da At Dercesine" isimli derlemede de yer aldı. Bülent Çallı ve "Simsiyah" İzmir Saint-Joseph lisesinin 2016 yılı "Okuma Günleri" etkinliğine katıldı. Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği'nin (Fabisad) geleneksel GIO ödüllerinde, "Çöp" adlı hikayesi Yayımlanmamış Öykü dalında Başarı Ödülü'ne layık görüldü. "Babamızın Vasiyeti" adlı hikayesi İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2017'de yer aldı. İkinci romanı Duman Otel, İletişim Yayınları tarafından Mart 2017'de yayımlandı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: