En Son Yazılar

Yavuz Hakan Tok, Downtown To Ghetto hakkında yazdı!

Yavuz Hakan Tok, ülkemizde sayısı az olan, müziği hakkıyla yazabilen bir kaç yazardan bir tanesi. Grubum Snakeroot’un “Downtown To Ghetto” albümüne dikkat edip, sırf dinlemiş olsa bile bizim için bir madalya olurdu. O ise yazısıyla bizi mutlu etti ve derdimizi anlamasıyla da yalnızlığımızı azalttı. Kendi bloğunda yayınladığı yazıyı burada da paylaşıyorum.

Yazının orijinali ve başka değerli müzik yazıları için:

http://yavuzhakantok.blogspot.com.tr/2014/04/dinlediklerim.html

Gezi direnişi süresince üretilen ya da gündeme uyarlanan şarkılar arasında dikkat çekenlerden biri de Snakeroot’un “Generation Lost” adlı şarkısıydı. Birçokları gibi ben de ilk duyduğumda adını bilmediğim yabancı bir gruba ait bir şarkı diye düşünmüştüm. Bir kere “we don’t need no savior, we just need our food, that’s all (kurtacıya ihtiyacımız yok, bütün ihtiyacımız olan sadece yemeğimiz/ekmeğimiz)” gibi cümleler, İngilizce sözlü bile olsa, bizim buraların “rock” tayfasının dilinden/kaleminden çıkmış gibi durmuyordu. Solistin telaffuzu, “sound”un parlaklığı filan da iyiden iyiye şüphe bırakmıyordu dinleyende.

Kimdir nedir diye araştırdığımda ise Snakeroot’un bir Türk “rock” grubu olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kaldım ve şaşırdım haliyle. Grubun 2013 Ocak ayında dijital platformlarda kendi hesabına satışa sunulan “Downtown To Ghetto” adlı albümünü dinlediğimde ise şaşkınlığım daha da arttı. Başından sonuna dek, dünya standartlarında bir “rock” albümü dinledim çünkü. Olamaz mı? Olabilir. Ama bilirsiniz, yurt dışına oynayan her grubumuz/şarkıcımız bir yerden falso verir, vermiştir bugüne dek. Ya içinden olmadık bir yerden bir oryantal melodi, ses, nefes geçer (yani hiçbir şey olmazsa “world music” kategorisinden yırtma kaygısı güder), ya gitarı, davulu, ne bileyim bası kendini ele verir (“bizim oralarda bu böyle çalınır” diye bağırır) ya da yazıldığı dile hâkim olamamış sözleri, şarkı söylediği dile dili dönmemiş solistiyle arızalı durur, inandırmaz. Bütün bunların üstesinden gelebilmiş olabilsek, hiçbir zaman sektör olamamış müzik piyasasına rağmen, uluslararası popüler müzik arenasında en azından birkaç şarkıcımızın/grubumuzun at koşturuyor olması gerekirdi, tıpkı klasik müzikte ya da caz müziğinde olduğu gibi.

Evet, kabul etmeli ki dünya pazarına sunulacak kadar yetkin bir iş çıkaramamamız bir yana, çıkarsak da pazarlayamamak gibi bir sorunumuz vardı yakın zamana kadar. Neyse ki artık internet var.

Nitekim Snakeroot da buradan yürüyerek, yerli müzik sektöründe majör firmalar tarafından pek de şans verilmeyeceği aşikâr albümlerini dijital platformlar üzerinden dünyaya sunmuş. Karşılığını da almış. Grubun şarkıları ABD’nde ve Norveç, İngiltere, Belçika, Hollanda gibi Avrupa ülkelerinde çeşitli radyo istasyonlarında “playlist”lere girmiş, Fireworks ve Powerplay Rock & Metal Magazine adlı İngiliz müzik dergilerinde albüm kritikleri yayımlanmış. Bahis konusu ülkelerde bu tip yayın mecralarının ilgisini çekebilmek (hele ki Avrupa’nın doğusundan çıkıp gelmişseniz) ne kadar zordur, bilen bilir. Sadece bu bile Snakeroot’un kerameti konusunda merak uyandırabilir ki o kerametin ne olduğunu yukarıdaki satırlarda az çok anlatmaya çalıştım. Ama biraz daha derine inmek gerekirse…

Öncelikle sağlam şarkı sözleri… Tamamen İngiliz dilinin ve o batı kültürünün düşünce yapısı, ifade biçimleri ve tavrıyla yazılmış şarkı sözleri var bu albümde. Siz istediğiniz kadar Batı’ya yaklaşmaya çalışın, Türkçe düşünüp İngilizce yazdığınızda anlatmaya çalıştıklarınız çoğu zaman karşı tarafa geçmiyor, sakil duruyor. Benzetmek gibi olmasın ama “Foolish Casanova”dan öteye geçemiyor yapılan iş (Petek Dinçöz’ün o dinlemelere seza İngilizce şarkısından bahsediyorum, evet.) Ana dilinden başka bir dilde şarkı yazan bir şarkı yazarı için bu çok önemli bir beceri. Ve kabul edelim, hiç kolay değil. Snakeroot’un şarkıları bu meseleyi toptan halletmiş görünüyor. Üstüne solist Bülent Çallı’nın adeta bir “native speaker” kadar doğru İngilizce telaffuzunu da koyunca, işin en önemli kısmı hallolmuş gözüküyor.

Ağırlıklı olarak Serhat Akalın ve Bülent Çallı tarafından yazılmış on şarkının yer aldığı albümün prodüktörlüğünü Cenk Eroğlu yapmış. Bilenler bilir, Eroğlu sesi az duyulan, adı az anılan müzisyenlerimizden biridir ama yıllardır yaptığı işin en iyilerindendir. İşin prodüksiyon tarafına baktığınızda albümün hiç aksamadan, teklemeden akıp gittiğini görüyor/duyuyorsunuz zaten. Kayıtlar, “mix”ler ve ortaya çıkarılan “sound” her bakımdan olması gerektiği gibi tınlıyor. Bülent Çallı ve Serhan Akalın’ın yanı sıra Ali Evcimen, Can Turfan ve Dost Akyıldız’dan kurulu Snakeroot, dinleyenlere Def Leppard’dan Bon Jovi’ye uzanan bir çizgide, daha ziyade klasik ve melodik “rock” sularında yüzen, buna karşın “garage” gibi, “rap” ve “punk” gibi daha farklı müzikal akımlarından da beslenen, ama başından sonuna “hard” bir çizgiden yürüyen bir “rock” anlayışı vaat ediyor. Mensubu olduğum kuşak itibarıyla ben ve benim yaştakilere ya da yaşı ne olursa olsun klasik “rock”ı her daim baş tacı edenlere kendini daha kolay sevdirecek bir anlayış bu. Hele ki bitmek tükenmek bilmeyen “indie”den bunaldıysanız, soluklanacağınız yer tam da burası olabilir.

Yayımlanışının üzerinden bire yıl geçmesine karşın Snakeroot’un bu albümünü yazmak istedim. Es geçilmesin, arada kaynamasın diye. Mutlaka dinlemeli, bir köşeye koymalı. Türkiye’den dünya müzik piyasasına çıkış kapısı diye bir kapı varsa, anahtarı Snakeroot ve benzerlerinin elinde olabilir.

Yavuz Hakan Tok,
4 Nisan 2014

Reklamlar
Bülent Çallı hakkında ()
Bülent Çallı, 1974 yılında Almanya’nın Bruchsal kentinde doğdu. 2014 yılında Snakeroot ile Downtown To Ghetto albümünü piyasaya sürdü. İlk romanı SİMSİYAH, İletişim Yayınları tarafından Temmuz 2015'te yayınlandı. "Kırmızı Gömlek" adlı hikayesi İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2016'da yer aldı. "Kötü" adlı hikayesi Fitbol Dergisi Şubat 2016 sayısında yayınlandı. Aynı hikaye 2016'da İletişim Yayınları'ndan çıkan "Al Da At Dercesine" isimli derlemede de yer aldı. Bülent Çallı ve "Simsiyah" İzmir Saint-Joseph lisesinin 2016 yılı "Okuma Günleri" etkinliğine katıldı. Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği'nin (Fabisad) geleneksel GIO ödüllerinde, "Çöp" adlı hikayesi Yayımlanmamış Öykü dalında Başarı Ödülü'ne layık görüldü. "Babamızın Vasiyeti" adlı hikayesi İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2017'de yer aldı. İkinci romanı Duman Otel, İletişim Yayınları tarafından Mart 2017'de yayımlandı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: