En Son Yazılar

Olağan Şüpheliler

Sonu, izleyeni ters köşeye yatıran filmler hakkında yazı yazmak kolay bir iş değil.  Bu tür filmleri ilk kez izleyecek birisi için bu keyfin daha en başından katledilmesi ihtimali var. Ben filmlerin sonunu bilerek açık etmenin vandallık olduğunu düşünüyorum. Gerçi, ilk gösterime girdiği tarihten bu yana yirmi yıla yakın bir süre geçmiş bir filmin sırları, popüler kültürle azıcık ilgilenen herkesin kulağına biraz da olsa çalınmıştır elbet. Sonuç? Sonuç şu: Hepimizi sorgu odasına toplamışlar ve sıraya dizmişler. Elimize bir kağıt tutuşturmuşlar ve kağıtta yazanı sırayla ve yüksek sesle okumamızı istiyorlar.

Film, içine hikayesini kurduğu atmosferi kara filmlerden ödünç alıyor. Film başlarken böyle hissediyorsunuz en azından. Karanlık bir liman, silahlar, trençkotlu karanlık adamlar ve biri diğerini öldürmeden önce yapılan bir hayli manalı ve havalı konuşmalar. Ancak ilerledikçe görüyoruz ki Olağan Şüpheliler, kara filmle olan ilişkisini tatlı bir flört olarak bırakıp dört elle kendi hikayesini anlatmaya başlıyor. Daha doğru bir tarifle, hikayenin içindeki hikayenin hikayesini. Bunu yaparken tuttuğu yol çağdaşlarından epey farklı: Bir kere bizleri götürdüğü suç mahallerinde Amerikan polisiye filmlerden aşina olduğumuz karakterlerden hiç birine denk gelmiyoruz. Film boyunca ne o öfkeli ve bulduğu ilk fırsatta silahınızı ve rozetinizi isteyen polis şefine, ne olayları kendi yoluyla çözmeye meyilli kül yutmaz dedektiflere, ne kötülerin dünyasında kendince bir onuru ve prensipleri olan soylu kötü adamlara, ne yoldan çıkmış ama hidayete ermeye kararlı güzel kadınlara ne de son madiğini hep en çok sevdiği adama atan o çok kötü kadınlara rastlıyoruz. Filmin inandırıcılığı daha buradan başlıyor ki bu, sonundaki o zokayı yutmaları için izleyeni kendisine inandırmaya ihtiyacı olan bir film için akıllıca kurulmuş bir düzenek. Ayrıca anlıyoruz ki film aynı zamanda kendi kara film tanımını yapmaya soyunuyor. Üstelik buna uğraşırken yine o yıllarda revaçta olan anti-kahraman yaratmanın kimi zaman suistimale yönelik romantizminden de uzakta duruyor. Biliyoruz ve inanıyoruz ki bu nevi şahsına münhasır karakterler olabildiğince gerçek, onları ilk kez görüyoruz, bir suç filmi için karmaşıklar (yani biraz da paradoksal bir yorumla, başka filmlerde bir daha pişirilip önümüze sürülmeyecekler), film bittikten ve biz salondan dışarı çıktıktan sonra kendilerini bir daha görmeyeceğiz. Böylece zokayı yutuyoruz.

the-usual-suspects

Kime sorsanız size bu filmle ilgili iki önemli karakterin ismini verecektir: Keyser Söze ve Verbal Kint.

Keyser Söze, oldukça gerçek görünen diğer karakterlerle kıyaslanınca, gölgelerin içinde duran adeta mitolojik bir karaktere benziyor. Tam da iyi bir filmin artık dönmesi gereken o kritik virajın başarıyla dönüldüğü anda ortaya çıkıyor ve kısa bir zaman sonra da filmin o ana kadar önümüze serdiği tüm suçu, tezgahı, düzeneği unutup tüm mahalle Keyser Söze Kim? sorusunun cevabının peşine düşüyoruz. Kevin Spacey tarafından adeta ilahi bir üslup ile ete kemiğe büründürülen Verbal Kint karakteri ise hikayenin büyük bir bölümünü bize şakıyan, içine kapanık, biraz kırılgan, yarı “sakat” bir muhbir. Keyser Söze ve onu bize anlatan Verbal Kint’in arasında acayip bir kontrast var. Bu sayede bize anlatılan Keyser Söze efsanesinin tadını daha iyi alıyoruz, ağzımızın suyu akıyor. Bütün bunlar olurken gözden kaçırmamamız gereken önemli bir karakter daha var: Dave Kujan. Chazz Palminteri’nin yeterli sadelikle oynadığı ajan Dave Kujan. Asıl dikkat etmemiz gereken ve aslında bize de en yakın duran karakter o.  Çünkü o da tıpkı bizim gibi, en başından itibaren ve yeri geldikçe ses tonunu yükselterek, “Ne oluyor lan burada?”  sorusuna cevap arıyor. Onun şahsında biz filmi izleyenler, elde edilen bilgileri, ipuçlarını ve çoğunlukla da Verbal Kint’in ispiyonlarını dinleyip, yorumlayıp bir sonuca varmaya çalışıyoruz. Ajan Kujan’ın bize göre bir dezavantajı var: Saklayamadığı kibiri. Ona göre bütün suçlular basit düşünür, basit hareket ederler. Suç olaylarının sebepleri asla karmaşık değildir ve derin motivlere dayanmaz. Pisliğe ulaşmak için çok derine kazmaya gerek yoktur. Birini yakalayın, biraz sıkıştırın; size bilmeniz gereken bütün detayları ve bağlantıları bir bir anlatacaktır. Film boyunca Verbal Kint üzerinde bu felsefeye dayalı bir baskı kurmaya çalışıyor. Hatta kendisinin Verbal’den ne kadar akıllı olduğunu haykırdığı bir acıklı sahne bile var. Elde etmek istediği topu topu iki üç isim ve çeşmenin başını tuttuğuna inandığı (saplantılı da biraz) Dean Keaton (Gabriel Bryne) karakterini mapusa tıkabileceği (Verbal Kint’in anlattığına göre adam ölü oysa ama Ajan Kujan buna da inanmıyor) üç beş bilgi ama film boyunca maruz kaldığı dezenformasyonun ve manipülasyonun haddi hesabı yok! Sonunda ummadık kahve kupası baş yarıyor. Sonunda ajanımız geceleri saat başı yanıp sönen Eyfel Kulesi gibi aydınlanıyor ama iş işten geçmiş oluyor.

Gerek senaryosu (Christopher McQuarrie), gerekse yönetmen Bryan Singer’ın, ne diyelim, “ritmi” ile Olağan Şüpheliler bir baş yapıt olarak anılmayı fazlasıyla hak ediyor. Oyuncu fetişim yoktur ama yine de bir dönemin Brezilya milli takımları gibi bir çırpıda sayılabilecek oyuncu kadrosunun (Bir çırpıda Sayalım hatta, Kevin Spacey, Gabriel Bryne, Chazz Palminteri, Kevin Pollack, Stephen Baldwin, Benicio Del Toro, Pete Postlethwaite) çizgi üstü performansı da durduk yerde neşemize neşe katıyor. Verbal Kint’ten ve Keyser Söze’den uzun uzun bahsetmek isterdim ama nasılsa ilk izlediğiniz seferde film bitip de siz koltukta, suratınızda aptal bir gülümseme ile kala kaldığınızda anlattığım her şeyi unutmuş olacaksınız. Filmin finali, tüm hikayesini ballandıra balladıra üzerine kurduğu o gerçekler dünyasını elinin tersiyle bir kenara itecek ve sizi filmi yeniden izlemek üzere sinema perdesinin ya da (bunca yıl geçmiş olduğuna göre) bir televizyon ekranının önüne bir kez daha mıhlayacak.

Reklamlar
Bülent Çallı hakkında ()
Bülent Çallı, 1974 yılında Almanya’nın Bruchsal kentinde doğdu. İstanbul Üniversitesinde Siyasal Bilgiler ve daha sonra Felsefe eğitimi aldı. İlk romanı SİMSİYAH, İletişim Yayınları tarafından Temmuz 2015'te yayınlandı. 2016'da İletişim Yayınları'ndan çıkan "Al Da At Dercesine" isimli derlemesinde "Kötü" adlı hikayesiyle yer aldı. Bülent Çallı ve "Simsiyah" İzmir Saint-Joseph lisesinin 2016 yılı "Okuma Günleri" etkinliğine katıldı. Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği'nin (Fabisad) geleneksel GIO ödüllerinde, "Çöp" adlı öyküsü Yayımlanmamış Öykü dalında Başarı Ödülü'ne layık görüldü. İkinci romanı Duman Otel, İletişim Yayınları tarafından Mart 2017'de yayımlandı. Hikaye ve yazıları, İletişim Yayınları Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi, Fitbol Dergisi, Öykülem ve Yol gibi dergi ve yayınlarda yer aldı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: