En Son Yazılar

Olağan Şüpheliler

THE USUAL SUSPECTS
Bryan Singer, 1995

“Hand me the keys you fuckin’ cocksucker”

Sonu, izleyeni ters köşeye yatıran filmler hakkında yazı yazmak kolay bir iş değil. Peşinen söyleyeyim: Olağan Şüpheliler (The Usual Suspects) tam da böyle bir film. Bu tür filmleri ilk kez izleyecek birisi için küçük bir detayı (yükte hafif pahada ağır elbet) filmin sonunda öğrenmekten ibaret bu şaşkınlığın vereceği keyfin daha en başından katledilmesi ihtimali var. Bu keyfe bilinçli olarak engel olmanın, filmin sonunu açık etmenin bir tür vandalizm olduğunu düşünüyorum. Öte yandan bazı insanların sahip olduğu Homer Simpson: “Ne? Darth Vader Luke’un babası mıymış” naifliğine hazırlıksız yakalanma ihtimalimiz de var ama nihayetinde bunu sineye çekebileceğimiz bir istisna, bir kaza olarak kabul etmek lazım. Gerçi, ilk gösterime girdiği tarihten bu yana yirmi yıla yakın bir süre geçmiş bir filmin sırları sinema ile azıcık ilgili herkesin kulağına biraz da olsa çalınmıştır elbet. Sonuç? Sonuç şu: Hepimizi sorgu odasına toplamışlar ve sıraya dizmişler. Elimize bir kağıt tutuşturmuşlar ve kağıtta yazanı sırayla ve yüksek sesle okumamızı istiyorlar.

the-usual-suspects

Film içine hikayesini kurduğu atmosferi 40’lı yıllardan günümüze karizmasını ve sevecenliğini kaybetmemiş meşhur kara filmlerden ödünç alıyor. Film başlarken böyle hissediyorsunuz en azından. Karanlık bir liman, silahlar, trençkotlu karanlık adamlar ve biri diğerini öldürmeden önce yapılan manalı, sıkı konuşmalar. Ancak ilerledikçe görüyoruz ki film, bu stilize ve kimi zaman depresif türle olan ilişkisini tatlı bir flört olarak bırakıp dört elle hikayesi anlatmaya başlıyor. Daha doğru bir tarifle hikayenin içindeki hikayenin hikayesini. Bunu yaparken tuttuğu yol 90’lı yılların o döneminde revaçta olan akımlardan, havalardan farklı: Bir kere bizleri götürdüğü suç mahallerinde Amerikan polisiye filmlerden aşina olduğumuz karakterlerden hiç birine denk gelmiyoruz. Film boyunca ne o öfkeli ve bulduğu ilk fırsatta silahınızı ve rozetinizi isteyen polis şefine, ne olayları kendi yoluyla çözmeye meyilli kül yutmaz dedektiflere, ne kötülerin dünyasında kendince bir onuru ve prensipleri olan soylu kötü adamlara, ne yoldan çıkmış ama hidayete ermeye kararlı güzel kadınlara ne de son madiğini hep en çok sevdiği adama atan o çok kötü kadınlara rastlıyoruz. Filmin inandırıcılığı daha buradan başlıyor ki bu, sonundaki o zokayı yutmamız için bizi kendisine inandırmaya ihtiyacı olan bir film için akıllıca kurulmuş bir düzenek. Ayrıca anlıyoruz ki film aynı zamanda kendi kara film tanımını kendisi yazmaya soyunuyor. Üstelik buna uğraşırken anti- kahraman yaratmanın kimi zaman suistimale yönelik şiirselliğinden de uzakta duruyor. Malum, 90’lar güzel kaybedenlerin dönemi: 6.45 Yayınları, Kaybedenler Kulübü, Kurt Cobain, Mr.Orange, Mr White, Dedektif Somerset… Film buna da çok bulaşmıyor. Biliyoruz ve inanıyoruz ki bu nev’i şahsına munhasır karakterler olabildiğince gerçek ve biraz paradoksal bir yorumla, bir daha başka filmlerde pişirilip pişirilip önümüze sürülmeyecekler; film bittikten ve biz salondan dışarı çıktıktan sonra kendilerini bir daha görmeyeceğiz. Böylece zokayı yutuyoruz.

Kime sorsanız size bu filmle ilgili iki önemli karakterin ismini verecektir: Keyser Söze ve Verbal Kint. Keyser Söze ateş gibi, buz gibi gerçek olan tüm bu karakterlerin göz alıcı ışığında, onlardan ayrı olarak gölgelerin içinde duran adeta mitolojik bir karakter. Tam da içimizden “E, hadi” demeye başladığımız ve iyi bir filmin artık dönmesi gereken o kritik virajın başarıyla dönüldüğü anda ortaya çıkıyor ve kısa bir zaman sonra da filmin o ana kadar önümüze serdiği tüm suçu, tezgahı, düzeneği unutup tüm mahalle Keyser Söze Kim? sorusunun cevabının peşine düşüyoruz. Kevin Spacey tarafından adeta ilahi bir üslup ile ete ve kemiğe büründürülen Verbal Kint karakteri ise hikayenin büyük bir bölümünü bize şakıyan içine kapanık, biraz kırılgan, yarı “sakat” bir muhbir. Keyser Söze ve onu bize anlatan Verbal Kint’in arasındaki kontrast onlara yakınlaşmanın ve onları tanımanın o karşı konulmaz tadını daha iyi alabilmemize sebep oluyor. Bütün bunlar olurken gözden kaçırmamamız gereken önemli bir karakter daha var:  Chazz Palminteri’nin nefes kesen bir sadelikle oynadığı Ajan Dave Kujan karakteri asıl üzerinde durmamız gereken ve aslında bize de en yakın duran karakter.  Çünkü o da tıpkı bizim gibi, en başından itibaren ve yeri geldikçe ses tonunu yükselterek, “Ne oluyor lan burada?”  sorusuna cevap arıyor. Onun şahsında biz filmi izleyenler elde edilen bilgileri, ipuçlarını ve çoğunlukla da Verbal Kint’in ispiyonlarını dinleyip, yorumlayıp bir sonuca varmaya çalışıyoruz. Ajan Kujan’ın bize göre bir dezavantajı var: Saklayamadığı kibiri. Ona göre bütün suçlular basit düşünür, basit hareket ederler. Suç olaylarının sebepleri asla karmaşık değildir ve derin motivlere dayanmaz. Pisliğe ulaşmak için çok derine kazmaya gerek yoktur. Birini yakalayın, biraz sıkıştırın; size bilmeniz gereken bütün detayları ve bağlantıları bir bir anlatacaktır. Film boyunca Verbal Kint üzerinde bu felsefeye dayalı bir baskı kurmaya çalışıyor. Hatta kendisinin Verbal’den ne kadar akıllı olduğunu haykırdığı bir acıklı sahne bile var. Elde etmek istediği topu topu iki üç isim ve çeşmenin başını tuttuğuna inandığı (saplantılı da biraz) Dean Keaton (Gabriel Bryne) karakterini mapusa tıkabileceği (Verbal Kint’in anlattığına göre adam ölü oysa ama Ajan Kujan buna da inanmıyor)  üç beş bilgi ama film boyunca maruz kaldığı dezenformasyonun ve manipülasyonun haddi hesabı yok! Sonunda ummadık kahve kupası baş yarıyor, sonunda ajanımız geceleri saat başı yanıp sönen Eyfel kulesi gibi aydınlanıyor ama iş işten geçmiş oluyor.

Gerek senaryosu (Christopher McQuarrie), gerekse yönetmen Bryan Singer’ın tıkır tıkır işleyen “ritmi” ile Olağan Şüpheliler bir baş yapıt olarak anılmayı fazlasıyla hak ediyor. Oyuncu fetişim yoktur ama yine de bir dönemin Brezilya milli takımı gibi bir çırpıda sayılabilecek oyuncu kadrosunun (Sayalım hatta, Kevin Spacey, Gabriel Bryne, Chazz Palminteri, Kevin Pollack, Stephen Baldwin, Benicio Del Toro, Pete Postlethwaite) çizgi üstü performansı da durduk yerde neşemize neşe katıyor. Verbal Kint’ten ve Keyser Söze’den uzun uzun bahsetmek isterdim ama nasılsa ilk izlediğiniz seferde film bitip de siz koltukta, suratınızda aptal bir gülümseme ile kalakaldığınızda anlattığım her şeyi unutmuş olacaksınız. Filmin finali, tüm hikayesini ballandıra balladıra üzerine kurduğu o gerçekler dünyasını elinin tersiyle bir kenara itecek ve sizi filmi yeniden izlemek üzere sinema perdesinin ya da (elbette ki bunca yıl geçmiş olduğuna göre) televizyon ekranının önüne bir kez daha mıhlayacak.

Reklamlar
Bülent Çallı hakkında ()
Bülent Çallı, 1974 yılında Almanya’nın Bruchsal kentinde doğdu. 2014 yılında Snakeroot ile Downtown To Ghetto albümünü piyasaya sürdü. İlk romanı SİMSİYAH, İletişim Yayınları tarafından Temmuz 2015'te yayınlandı. "Kırmızı Gömlek" adlı hikayesi İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2016'da yer aldı. "Kötü" adlı hikayesi Fitbol Dergisi Şubat 2016 sayısında yayınlandı. Aynı hikaye 2016'da İletişim Yayınları'ndan çıkan "Al Da At Dercesine" isimli derlemede de yer aldı. Bülent Çallı ve "Simsiyah" İzmir Saint-Joseph lisesinin 2016 yılı "Okuma Günleri" etkinliğine katıldı. Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği'nin (Fabisad) geleneksel GIO ödüllerinde, "Çöp" adlı hikayesi Yayımlanmamış Öykü dalında Başarı Ödülü'ne layık görüldü. "Babamızın Vasiyeti" adlı hikayesi İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2017'de yer aldı. İkinci romanı Duman Otel, İletişim Yayınları tarafından Mart 2017'de yayımlandı.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: