En Son Yazılar

Marquez Ve Cinler

 

Geçen ay,  Aşk ve Öbür Cinler’i bitirdikten sonra aklıma pek çok şey geldi, pek çok şey düşündüm. En çok da neden bu kitabı okurken değil de okumayı bitirip kitaplıkta diğer “İlle De Roman Olsun” kitaplarının yanına yerleştirdikten sonra büyük bir keyif ve doygunluk hissettiğimin üzerine kafa yordum.

Bu girizgâhtan, romanın kolay okunmayan, okuyucuyu yoran bir eser olduğu sonucunu çıkartmayalım. Aksine, diğer Marquez eserlerine göre daha basit ve de uzunluk olarak da oldukça kısa bir roman var elimizde. Keyifle okunuyor yani, endişeye mahal yok. Sihir başka bir yerde. Kitabın asıl numarası, topu topu 176 sayfa süren ve her hangi bir üçkâğıdı olmayan basit bir hikâyenin içine engizisyonu, din ve inanç algısını, cahillik illetini ve yasaklı kitapları, Afrika’yı ve kölelik kültürünü, Cartegena şehrinin kolonyal dönemdeki sosyal yaşamını ve elbette ki tüm dünyanın başının belası Aşk’ı sığdırabilmesi. Romanın başkahramanı Sierva Maria’nın içimizi burkan hikâyesini okurken bir yandan da eski gücünde olmasa da o korkunç İspanyol Engizisyonunun burnunun dikine giden karanlığını anlayabiliyoruz.  Böylece, insanlık tarihinin belki de o en siyah döneminde nice masum insanın cin, şeytan, cadılık gibi hurafelerle mahkûm edilip, diri diri yakıldıklarını hatırlıyoruz. Neyse ki bu zamanların artık geride kaldığı aklımıza geliyor ve seviniyoruz. Sonra satırların arasında, iktidar sahiplerinin kendilerine farklı gelen, anlayamadıkları ya da en kötüsü uygun görmedikleri kişileri toplumdan tecrit ederlerken, korku ve cehaletle ile besledikleri din kalkanına nasıl yaslandıklarını okuyoruz. Bunların günümüzde dahi din ve inanç adına yapılageldiğini fark edip bu kez üzülüyoruz.

Romanın hemen başında, alnında beyaz bir lekesi olan kül renkli bir köpek Sierva Maria’yı ısırıyor. Roman boyunca hem biz, hem de romanın diğer karakterleri küçük kızın o dönemin yaygın ve amansız hastalığı olan kuduza yakalanmasını bekliyoruz. Bu bekleyiş sırasında okuduğumuz karakterlerin cehaletleri ve bilgisizliğe olan teslimiyetleri canımızı sıkıyor. Unutulmaz bir karakter olan Doktor Abrenuncio sayesinde kitapları yasaklamanın eski bir insanlık geleneği olduğunu öğreniyoruz.  Doktor bizi biraz olsun rahatlatıyor. O kitapların emin ellerde ve hala okunuyor olması bize umut veriyor. Derken, Afrika’dan koparılan siyah kölelerin ıstıraplarının Güney Amerika’dan başladığını okuyoruz. Soylular ve onların evlerinde çalışan köleler arasındaki sosyal düzeni, hiyerarşiyi, alışkanlıkları ve gerilimi de öğreniyoruz. Kolombiya’nın Cartegena şehrindeki hayatın sokaklarda, evlerde ve odalarda bir zamanlar nasıl aktığı hakkında bilgimiz oluyor. Kölelerin kulübelerine dalıyoruz:  Gizemler, dumanlar, Oddua kolyeleri, efsunlar, şeytan çıkarmalar Kongolar, Yorubalar, Mandingalar, yameya mineçiçekleri… Uzaklara, Karayipler’e olan merakımız iyice keskinleşiyor. Gizliden gizliye, bizi oralara çağıran sesleri duyuyoruz. Bu seslere başka sesler de karışıyor: Düşüp giden bir papaz, kaybolmuş gitmiş bir Marki, kakao bağımlısı bir eş, güvensiz bir Piskopos, karanlıklar içinde tek başına bir doktor, mahkûm bir rahibe… Hepsi de hızlıca okuduğunuz o satırlardan size sesleniyor. Öyle ki bazen an geliyor, hepsinin sesleri birbirine karışıyor ve kimin ne dediğini anlayamıyorsunuz. Tüm bu sesleri bastıran ise romanın sonuna doğru peydahlanan imkânsız ve de beklenmedik bir aşk hikâyesi oluyor.  Öyle bir aşk ki bu bir bakmışsınız aslında o çok korkulan kuduzdan daha ölümcül ya da Şeytanın bile çarpamadığını hem de bir yıldırım gibi dehşetle çarpmış geçmiş. Roman, İspanya’nın en büyük şairlerinden birini, Garcilaso de la Vega’yı da araya sıkıştırıp kucağımıza bırakarak, başladığı gibi apansız bitiveriyor ve siz kapağı kapatıp ne okuduğunuzu düşünmeye başlıyorsunuz. Ve bütün bunlar topu topu 176 sayfa süren ve her hangi bir üçkâğıdı olmayan basit bir hikâyenin içinde oluyor.

Aşk ve Öbür Cinler, yine de Gabriel Garcia Marquez’in en çok tanınan, okunan romanları arasında değil. Buna rağmen, Kolombiya’nın “Afrikalı” topraklarına dikilmiş olan bu ufak ve narin ağacın tohumları, kendisiyle oynaşan rüzgâra kapılıp başka topraklarda da meyve vermekten geri kalmamış. 2008 yılında Macar besteci Peter Eötvös, librettosunu yine Macar Kornel Hamvai’nin, Aşk ve Öbür Cinler romanına dayanarak yazdığı bir opera bestelemiş. Onu, 2009’da Kosta Rikalı yönetmen Hilda Hidalgo’nun yönettiği aynı adlı film takip etmiş. Operanın 2008’deki ilk gösterisinden sonra akıbeti ne oldu öğrenemedim. Sadece, okuduğum kadarıyla eserde soyluların konuşmaları İngilizce, kilisedeki ayinler Latince, Delaura’nın Sierva Maria’ya hâllendiği anlar ise İspanyolca, kölelerin konuşmaları ise Yoruba dilinde yazılmış. Kitaba büyük bir saygı duruşu olan ama opera geleneği dışında kalan bu çaba eserin sahnelenmesini biraz zora koşmuş olmalı. Film ise 83. Oscar törenlerinde En İyi Yabancı film dalında Kosta Rika’yı temsil etse de finale kalamamış.

 

Koskocaman bir güneş olan Gabriel Garcia Marquez’e övgüler düzmek kadar beyhude bir çaba olamazdı herhalde. O, şüphesiz ki elindeki lobutları ustalıkla çeviren bir sirk cambazı. Uzaklardan gelen hikâyesi bol bir yolcu gibi, arşınladığı yolların tozunu size de tattırırken, eteğindeki taşları da birer birer yerlerine koyup öyle gidiyor. Belli ki Marquez Usta, kendi kendisine tanıdığı bu daracık alanda söylemeyi kafasına koyduğu her lafı söylemiş olmanın vicdan rahatlığı ile geceleri mışıl mışıl uyuyor. Biz ise kısalığına, uzunluğuna, basitliğine, karmaşıklığına, öncesine, sonrasına bakmadan “Böyle bir büyük usta, böyle büyük bir eseri yazmış, bizim gibi fakirler de onu okumaya fırsat bulmuş. Ne mutluluk,” diyoruz ve ayağa kalkıp ceketimizin önünü ilikliyoruz.

Reklamlar
Bülent Çallı hakkında ()
Bülent Çallı, 1974 yılında Almanya’nın Bruchsal kentinde doğdu. 2014 yılında Snakeroot ile Downtown To Ghetto albümünü piyasaya sürdü. İlk romanı SİMSİYAH, İletişim Yayınları tarafından Temmuz 2015'te yayınlandı. "Kırmızı Gömlek" adlı hikayesi İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2016'da yer aldı. "Kötü" adlı hikayesi Fitbol Dergisi Şubat 2016 sayısında yayınlandı. Aynı hikaye 2016'da İletişim Yayınları'ndan çıkan "Al Da At Dercesine" isimli derlemede de yer aldı. Bülent Çallı ve "Simsiyah" İzmir Saint-Joseph lisesinin 2016 yılı "Okuma Günleri" etkinliğine katıldı. Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği'nin (Fabisad) geleneksel GIO ödüllerinde, "Çöp" adlı hikayesi Yayımlanmamış Öykü dalında Başarı Ödülü'ne layık görüldü. "Babamızın Vasiyeti" adlı hikayesi İletişim Yayınları'nın Resimli Türkçe Edebiyat Takvimi 2017'de yer aldı. İkinci romanı Duman Otel, İletişim Yayınları tarafından Mart 2017'de yayımlandı.

Marquez Ve Cinler hakkında 3 Yorum

  1. Marquez’in kitaplarini okurken insan inancini duygularini hep gozden geciresi geliyor…ne kadar yasiyoruz…ben ustanin dort kitabini okudum..benim icin buyuk ayip aslinda her kitabini okumaliyim…Ask ve Obur Cinleri sizin sayenizde okudum…benim kelimelere dokemeyecegim ustalikda bir yorum olmus…usta bir yazari ustalikli ve harika bir yorum tesekurler..Bulent Calli :))

    Liked by 1 kişi

  2. Afiyet olsun efendim. Tekrar okuyunuz. 🙂

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: